31 Temmuz 2016 Pazar

Ateistlerin Cennet Vaadini Beğenmemesi / Allah Cennet Vaadi ile Motive Eder, Kendi Rızasını Üstün Tutar...


Ateistlerin eleştirdiği konulardan biri, insanların ahlaki davranışlarını cennet çıkarı için yapıyor olmalarıdır. Ateistler bu iddiayı kendilerince İslam’a zarar vermek için kullanıyor. Allah’ın inananları cennet ile motive etmesini de eleştirip duruyorlar. Bu yazımda cennet çıkarının ne gibi faydaları olduğuna ve ayetlere göre Allah rızasını gözetmekle karşılaştırmasını yapacağım.
ALLAH SADECE CEHENNEMİ YARATIP İYİLERİ YOK ETSEYDİ
Allah, isteseydi kötülerin sadece cezalandırıldığı iyi olan insanların ise yok edildiği bir sistem kurabilirdi. Yani sadece cehennemi yaratıp, oraya kötü insanları atıp, iyi insanları ise sonsuza dek yok edeceğini bildirebilirdi. Elbette bunu düşünmenin bile insanı ne kadar kötü hissettirip, bu duygunun kişilere ne kadar anlamsız geldiğini görmek mümkün. Allah, çok merhametli olduğundan, böyle bir şeyi vaat etmemiş, cehennem ile kötüleri cezalandıracağını bildirmekle birlikte, herkesi tekrar yaratıp sonsuza dek yaşamak üzere var edip, iyileri güzellik ve mutluluk diyarı olan cennete yerleştireceğini müjdelemiştir.
Sabredenlere de cennet ödülü vermesi bir adalet göstergesidir. İyi olmak arzusunda gayret gösterenleri, gayretleri karşılığında hiçbir kötü duygu düşüncenin ve kötülüğün olmadığı cennetle ödüllendirmesi de büyük bir merhamet lütuf göstergesidir.
Allah kötüleri cehenneme yollayıp iyileri yok edeceğini söyleseydi, elbette bu kadar motive olamazdık. Belki daha iyi bir insan olma yolunda daha az çaba gösterir, sadece sonsuza dek acı çekmemek için çabalamaya çalışırdık. Cenneti kaybetmekle birlikte, aslında Allah’ın bizden razı olma duygusunu da tatmaktan mahrum olurduk. Bir daha var olmayacağımız için, Allah’ın rızasını duyamıyor olurduk. Oysa cennet müjdesi insana büyük bir mutluluk verir. Sevdiklerine tekrar kavuşabilme ümidi başta olmak üzere, yok olmama düşüncesi insanı çok mutlu eder.
VAR OLMA DUYGUSU İNSANA MUTLULUK VERİR
Var olmak, insana düşününce derinden büyük bir mutluluk duygusu vermektedir. İnsan, Allah’ın izniyle Allah’ın gösterdiği yolda gittikçe var olmayı arzular. Elbette hayatı anlamsız görerek, Allah’a inanmayan ya da yeterince Allah için yaşamayan insanlar yok olmayı istiyor olabilir; ama temelde Allah’ın gösterdiği şekilde yaşayan insan, hayatı anlamlandırabildiği için; var olmaktan, yaratılmış olmaktan haz duyar. Hatta Allah için yaşamayanlar bile, bir benlik sahibi olmaktan mutluluk duyar, kendilerini sevdiklerini söylerler.
Var olmak insanlara çok güzel bir duygu olarak gelir ve öldükten sonra kaybolmaktansa, tekrar var olmayı arzularlar. Tamamen yok olmaktansa, sonsuza dek var olacağını bilmek ancak tüm yaşanılanları anlamlı kılar. Aslında var olmak bile sonsuza dek var olmakla anlamlanır. Birden canlılık gösterip sonra tamamen yok olan bir şahsiyet sahibi olmanın anlamı yoktur. Ölümü tamamen yok oluş olarak görmek, kişiye kendisinin en nihayetinde çöpe gideceğini bilmek, insana derin bir bulantı verir. Varoluş felsefesi olarak adlandırılan, varoluşu yok oluşa bağlayan bu felsefi görüşün müritlerinin edebi eserlerinde tüm bu durumun verdiği duygusal bunalımı hissetmek mümkündür.
SADECE CENNETİ YARATIP KÖTÜLERİ YOK ETSEYDİ
Sadece cennet yaratılsa ve kötüler cehenneme gönderilmektense yok edilseydi, kötülükler ceza almadıkları için adalet aslında sağlanmamış demek olacaktı. Merhametli bir Tanrı, kötülere bile acıyıp ceza vermeseydi, onun gerçekten merhametli olduğunu söyleyebilir miydik? Bunu yapması mazlumların öcünü almayarak onları gözetmediği anlamına gelmez miydi, bu da başka bir merhametsizlik örneği olacaktı. Allah’ın merhametli sıfatı ancak adaletli oluşu ve gerektiğinde intikam alan bir Tanrı oluşu ile anlamlanır. Kötüleri yok etmeyi seçseydi, kötülerin yaptıkları yanlarına kalacaktı. Oysa Allah’ın kurduğu sistemde böyle olmuyor. Dahası, kötüleri yok edeceğini bildirseydi; belki de bizler kötülük yaptığımızda, çok kötü bir insana dönüştüğümüzü gördüğümüzde, “en azından bir bedelini ödemeyeceğim, bir müddet var olup öleceğim.” diyerek yeterince iyi insan olmak için çabalamayacaktık.
CENNET-CEHENNEM VAADİ İRADE SAHİBİ OLUŞUMUZU TATMİNKAR KILAR
Tüm bu açılardan baktığımızda, dünyanın imtihan yeri oluşu düşünüldüğünde, Allah’ın cennet-cehennem vaadi en akılcı ve en tatminkar vaattir. İmtihan da ancak insanın iyi olan şeylere de kötü olan şeylere de meyil gösterebilen canlılar olması ile anlam kazanır. İnsan iyi olan veya kötü olan bir şeye meyil gösterebilir. Kendisini geliştirebilmesi, terbiye etmesi, çabalaması sonucu kişi kötü olandan yüz çevirip iyinin peşinden giden bir birey olabilir.
Allah olmadan ahlakın belirsiz olduğu bir sistemde, Allah’ın inananları cennet ile motive etmesi neden kötü olsun ki? Allah’ın inananlara ümit ve mutluluk vermek için motive etmesi niye zorunuza gidiyor? Bu da Allah’ın bir merhameti bizlere.
Bu yüzden, cennet vaadi de cehennem vaadi de oldukça tutarlı ve tatmin edicidir. Var olmamızla da, irade sahibi kişiler olmamızla da, buranın imtihan yeri olması ile de örtüşen vaatlerdir. Üstelik cennet Allah’ın razı olması duygusunun tadıldığı, cehennem ise Allah’ın yüz çevirdiği duygusunun tadıldığı yerlerdir.
Yukarıda anlattığım gerçekler düşünüldüğünde, ateizmin insanın içsel sancılarına, vicdan duygusuna ilaç olamayacağı aşikardır. Allah’ın varlığı insanın psikolojisini temelde sağlıklı kılacak ilk kavramdır, vaatleri de psikolojimizi bir o kadar sağlıklı kılar. Allah tüm içsel ayetlerimizi yaratan (vicdanı/bize iyi veya doğru gelen duygu düşünceleri oluşturan) olduğundan, içsel ayetlerimizle uyumlu bir din indirmiştir. Allah’ın her vaadi içimizdeki en temel ihtiyaçlara cevap vermektedir.
Söylediğim gibi, insan iyi olan bir şeyi ya da kötü olan bir şeyi arzulayabilir. Tüm bu arzuları hatırlatırken belirtmeliyim ki tabi ki Allah’ın çirkin olarak ifade ettiği bir şeyi çirkin bulmak, -ensesti çirkin görmek gibi- mesela zinayı, zina yapanları çirkin bulmak, bu davranışları hatırladığında hoşlanmamak ve yapmamak, hoşlanıp yapmamaktan çok daha takvalı bir davranıştır. Çünkü Kuran’da art niyetli olmamak, güzel düşünmek, kötü düşünceleri kötü dürtüleri savmak, kalbin temizliği gibi kavramlar yer almaktadır. Bize düşen, mümkün olduğunca güzel duygu ve düşünceleri benliğimizde taşımak için gayret göstermektir.
Cennet arzusu duymak ise, Kuran’da yasaklanmamıştır. Tam tersine, cennete dair pek çok güzelliğin anlatılması, insana cenneti hatırlamasının güzel bir şey olduğunu göstermektedir. Demek ki Allah da bizim cennet ile motive olmamızı hoşnut buluyor. Bu açılardan bakıldığında, cenneti arzulamak-istemek hem helal olan bir ihtiyaç, hem de motive edici, psikolojimizi sağlıklı tutan bir araç.
Cennet vaadi insanı ilk etapta dine çekebilir, tekrar var olma ve hatta çok ihtişamlı bir yer ile müjdelenme fikri insana cazip gelebilir. Dini araştırma, dini yaşama hevesi verebilir. Evet, hatta bunlar bile belki cennet ile müjdelenmemizdeki hikmetlerden biridir.
ALLAH’IN RAZI OLMASI CENNETTEN DAHA BÜYÜK BİR MÜJDEDİR
Gerçek bir inanan, gittikçe takvasını arttıran bir kişi, Kuran’ı gittikçe anlayarak inceleyen ve uygulayan insan görecektir ki, önce Allah’ın rızasını hedeflemek, daha sonra cennet ile müjdelenmek doğru olandır.
Gerçek bir inanan, takvasını Allah’ın rehberi Kuran ile inşa eden kişi de, yaptığı iyi fiilleri “cennette de belki bir köşküm olur, cennette de ne güzel takılırım, hadi bakayım şu fakire de sadaka vereyim cennet koltukları zevk sefa beni bekler” duygusu ile yapmaz. “Allah inşallah benden razı olur, inşallah iyi bir insan olurum şu kötü özelliklerimi düzeltirim, Allah belki beni affeder, belki de cennet yurduna girenlerden olurum” şeklinde düşünür. Yani önce Allah’ın rızasını, affını, en gözde kullarından olmayı arzulayarak hareket eder. Cenneti istemek ise, yukarıda saydığım ihtiyaçların ve helal arzunun getirdiği bir duygudur. Allah’ın rızasını ve affını istemekten sonra gelir. Gerçek bir inananın aklına ilk gelen Allah’ın rızasını kazanmaktır. En büyük olan vaat budur. Cennetten de büyüktür. Bu gerçek Tevbe Suresi’nde cennet ile müjdelenen müminlere hatırlatılmıştır:
Allah, mümin erkeklerle mümin kadınlara, altlarından ırmaklar akan cennetler vaat etmiştir. Sürekli kalacaklardır orada. Adn cennetlerinde hoş meskenler vaat etmiştir. Allah’ın rızası ise hepsinden büyüktür/yücedir/üstündür. (Hepsinden büyük bir ödüldür) İşte bu en büyük kurtuluştur.
(Tevbe Suresi, 72.ayet)
Görüldüğü gibi, Allah bu ayette, kendi rızasının cennetten daha büyük olduğunu bildirerek, kendi rızasını kazanmanın cenneti kazanmaktan daha üstün/yüce/daha önemli bir ödül olduğunu bildirmiş olmaktadır. Öyleyse, Allah kendi rızasını cennetten daha büyük bir ödül olarak müjdelediyse, bir mümin için de, Allah’ın rızasını kazanmak cenneti kazanmaktan daha büyük bir müjde olmalıdır.
Üstelik de zaten cennet, Allah’ın razı olduğunu bilmenin getirdiği duyguları yaşamayı sağlar.
İnanan insanların, Allah’a varmak için çalışıp didindiklerine, Allah’ın rızasını arzulayarak iş yaptıklarına da şu ayetlerde dikkat çekilmiştir:
Ey insan! Sen Rabbine varmak için çok didinecek, sonunda O’na kavuşacaksın!
(İnşikak Suresi, 6.ayet)
Onlar Rablerinin rızasını isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, rızık olarak verdiğimiz şeylerden gizli ve açık bağışta bulunurlar, kötülüğü de iyilikle savarlar. Dünya yurdunun hayırlı sonu işte onlar içindir. 
(Rad Suresi, 22.ayet)
Allah, cenneti kazanmak için uğraş vermek yönünde pek çok ayet bildirmiştir tabi ki, zaten bu durumun, var olmamızın getirdiği kaçınılmaz isteklerle uyumlu olduğunu belirtmiştik. Kendimizi Allah’a kulluk etmek için adayan varlıklar olarak, var oluş amacımızın O’na kulluk etmek olduğunun bildirildiği ayetlerle uyumlu olarak da; Allah en başta kendimizi onun rızasını kazanmaya adamamızdan bahsediyor. Yani, mümin, cenneti kazanmak için de Allah’ın rızasını kazanmak için de çalışırken Allah’ın rızasını daha üstün görmelidir. Çünkü Allah bunu daha üstün ve daha temel muhtaçlık olarak bildirmektedir.
İnsanlardan öylesi de var ki kendini Allah’ın rızasını kazanmaya adar.
Allah kullarına çok şefkatlidir.
(Bakara Suresi, 207.ayet)
Allah’ın rızasını arzulayarak hareket etmek hakkında da birçok ayet vardır onlardan bazılarını hatırlatmaya devam edelim:
Sabah-akşam Rablerinin rızasını dileyerek O’na dua edenlerle beraber sabret.
(Kehf Suresi, 28.ayet)
İnsanların malından size artış sağlasın diye faizle verdiğiniz şeyler Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını gözeterek verdiğiniz zekat cinsinden şeylere gelince: İşte bunu yapanlar, kat kat arttıranların ta kendileridir.
(Rum Suresi, 39.ayet)
Cennet arzusunun ilk başta helal bir arzu olduğunu, bir ihtiyaç duygusu ve motive kaynağı olduğunu belirttikten sonra, Allah’ın rızasını istemenin bir mümin için cennetten önce geldiğini de böylece özetlemiş olduk. Allah bazen de bu iki büyük ödülü hatırlatarak da bizleri motive eder:
Rabbinizden bir bağışlanmaya ve eni göklerle yer kadar olan cennete doğru yarışır gibi koşuşun. O, takva sahipleri için hazırlanmıştır.
(Ali İmran Suresi 133.ayet)
Rabbinizden bir affa ve Allah ile resulüne inananlar için hazırlanmış bulunan, eni de yerle göğün eni kadar olan bir cennete doğru yarışarak koşun. Bu, Allah’ın onu isteyene vereceği bir lütuftur. Allah, büyük lütuf sahibidir.
(Hadid Suresi, 21.ayet)
Bazı Müslümanlarda önce cenneti gözeterek iyi insan olmayı eleştirenler mevcut, genellikle bunu önce Allah’ın rızasının gözetilmesi gerektiğini hatırlatmak için yapıyorlar. Evet, bizlerin iyi birer insan olmasında cennet müjdesinin büyük bir etkisi, motive edici yanı olabilir. Cennet gibi bir çıkarın olması bizi iteklese de, gerçek bir inanan için en önce Allah’ın rızasını istemek gelir.
Bazı spiritüal inançların, İslam inancına sızdırılmaya çalışıldığı Tasavvuf adı altında, aslında İslam ile alakalı olmayan bu şirk dininde, cenneti istemekle alakalı sapkın ifadeler yer almaktadır. “Cennet dediğin ne ki birkaç köşkle birkaç huri, isteyene ver onları, bana seni gerek seni” cümleleri ile; Allah’ın büyük bir müjde ve delil olarak getirdiği vaade istemem diyerek hadsizlik gösteren, temelde de “Allah ile birleşme/tanrılaşma/Allah ile bir olma” gibi sapık duyguları Müslüman inancına aşılamaya çalışmışlardır! Oysa Kuran’ın gösterdiği önce Allah’ın rızasını istemek, sonra cenneti istemektir.
ATEİZMİN YOK OLUŞ VAADİ MUTSUZLUK-DUYGUSAL ÇÖKÜŞ SEBEBİDİR
Allah’ın ahireti vaat etmesinin psikolojik duygularımızı tatmin ettiğini gösterdikten sonra, ateist bakış açısının ise, ahireti reddederek insanın duygusal bir çöküş yaşamasına neden olduğunu başlıca dört nedenle şöyle özetleyelim:
Ateist yaşamın kişiye vereceği ilk mutsuzluk, yok olma düşüncesidir. Var olmanın; sonunda yaşanılanların ve kendimizin, yok olacağından anlamsız oluşu, ateizmin insana verdiği en büyük bulantı sebebidir. Ateistler, tekrar var olma arzularını dindiremediklerinden, tamamen yok olma duygusu kendilerine ağır geldiğinden, “bu hayata kalıcı bir eser bırakarak ölümsüz olma” hayaline kapılırlar. Öldükten sonra birilerinin kendilerini övmesi, kendilerini beğenmesi amacı ile tatmin bulmaya çalışırlar. Bu yüzden beğenilen bir sanat eseri yapmak, toplumun tarihini değiştirmek, buluş yapmak gibi kalan zihinlere isimlerini kazıma hayali duyarlar. Gerçek inananlar ise, geride bıraktıkları insanlara önce Allah’ın yoluna çekecek öğütler bırakmayı arzularlar. İnsanların zihinlerinde isimleri kalmasa bile, hatta yapayalnız olsalar bile, Allah’ın kendilerini gördüğünü bilir; takdir edileceğini, ahirette tanınan bir insan olmayı arzularlar. Çünkü inanan bir insan bilir ki, ateistler dünyaya isimlerini yazdırmaya çalışarak, aslında zaten yok olacak bir dünyaya, yok olacak insanlara yatırım yaparlar; yani öldükten sonra bir müddet anılacak isim bırakma hayali ile sonuçta gene boşa çıkan, yok olacak bir şeyle ümitlenmektedirler.
Dahası, ahiretin varlığı için ve Allah’ın rızasını kazanmak için mücadele etmek; insanı sıradan bir hayat yaşadığı duygusundan kurtarır. İnsanların sıradan gördüğü bir hayatı yaşayan ateist, aşağılık duygusuna ya da önemsiz olma duygusuna kapılırken; inanan bir insan, sıradan görülen bir hayata sahip olsa bile Allah için yaşadığı müddetçe, Kuran’a ismini yazdırmış insanlar gibi örnek bir hayat yaşıyor olma ümidi kurar. Bu da ateizmin, sıradan bir hayat yaşayan insanlara, popüler olamamış insanlara vereceği ikincil duygusal çöküş sebebidir.
Üçüncü mutsuzluk sebebi ise, kötülerin yaptığı onca zulmün, işkencenin, sapıklığın bedelini ödemeyecek oluşlarıdır. Ateizm varlık anlayışına göre, tecavüz edip paçayı kurtaran onca kişi, kendileri gibi bir müddet hayat yaşayıp yok olacaklar, ceza göremeyecekler. İnternette onca haksızlık, adaletsizlik karşısında köpüren ateistlerin intikam duygusu hiçbir zaman tam anlamıyla tatmin olamayacaktır. Onlar, onca sapık insana “şöyle işkence edilsin, böyle mahvolsunlar” diye lanet ederlerken, bu isteklerinin tatmin edilemeyeceğinin farkındadırlar. İnsan eli ile belki adalet bulmalarını dileyip dururlar.
Dördüncü mutsuzluk sebebi ise, kişinin sevdiği kişilere ve sevdiği şeylere bir daha kavuşamayacak oluşudur. Sevdiği şeyleri tekrar tadamayacak, dünyada iken kaybettiği bir yakınına tekrar kavuşma hayali kuramayacaktır.

Elbette bu maddeler arttırılabilir, bunlar benim aklıma ilk gelenler.

KONUYLA ALAKALI ŞU YAZILARI DA OKUYABİLİRSİNİZ:

Allah cennet vaat etmeseydi biterdik:


Sonsuz azap görmenin haksızlık olduğunu iddia edenlere cevabım:



Cenneti istemenin kötü bir şey olduğunu iddia eden ateistlere cevaben Bir şeyin iyi mi kötü mü olduğundan bahsetmenin yani ahlakın var olmasının ancak Allah inancı ile mümkün olduğunu da hatırlatmak isterim. Konuyla alakalı yazılar şunlar:


Dünyaya gelmeyi ben istemedimci ateistlerin ahlak anlayışının tutarsızlığı


İyi insan nasıl olur? Allah'ı umursayan kurtulur


Ahlaki anlayışı Allah belirler, neden?

Allah rızası için iyilik yapmak samimiyetsizce mi?


Madem cennetten bahsettik, yazıya huri kelimesinin geçtiği bir alıntıdan örnek verdik, yeri gelmişken Kuran’ın orijinal metninde göğüs tomurcuklanması gibi bir ifadenin geçmediğini de hatırlatalım:


Hatta Kuran’da cennette cinsel hayat hakkında bir ayrıntı verilmediğini, hurinin seks partneri anlamına gelmediğini de belirtelim, cennette helal arzularımız olacaktır, orada Allah neyi helal görürse onu arzulayacağız, nasıl bir cinsel hayatın olacağını hatta olacak mı bilmemekteyiz:




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder