9 Mart 2014 Pazar

Yalnız Dış Görünüşü Bilmek Kuran’da Bahsedilen Önemli Bir İbrettir



Kuran, insan psikolojisine dair, çeşitli konularında çok yerinde tespitlerde bulunuyor. Toplum psikolojisi ve insan ilişkilerine dair de muazzam bir bakış açısı kazandırıyor okuyanlara.

Ayetleri derinlemesine düşünenler, Allah’ın bildirdiği sosyolojik ve psikolojik anlamdaki tüm delilleri kendi toplumunda, çevresindeki insanlarda gözlemlemeye başlar. Örneğin Rum Suresinde geçen bir ayet, bu bahsettiğim ayetlerden biri:
Onlar basit ve iğreti hayattan, bir dış görünüşü bilirler. Ama âhiretten tam bir gaflet içindedirler onlar! 
(Rum Suresi, 7.ayet) 

Ayetin önemi ve müminlerin kalbine kattığı güzelliği, sıkça bahsedilmeye değer.

Ayette bahsedilen tarzda insanlara, eminim sizler de, benim gibi çokça rastlıyorsunuzdur. Ayette bahsedilen insanlar şöyle kişiler yani:
- Yalnızca dış görünüşü bilirler 
- Ahirete karşı umursamazlık içindeler. 

Yani, ayette bahsedilen insanlar, içlerini dışları kadar geliştirmemiş, içleri yavanlaşmış, içlerini boşaltırken, dışlarını ise boyadıkça boyayan insanlar. Evlerinin salonları, üzerindeki kıyafetleri, saçlarının rengi kadar ilgilendirmiyor kendilerini; ahlakakıl ve kalp. Oysa hakikatte insanı üstün kılan, dışı için kurdukları değil, iç dünyasında inşa ettikleridir. Allah katında geçen ökçe(para) ne ise, bizim için önemli olan da o ökçe olmalıdır. Yani; ahlakımız, vicdanımız, temiz aklımız ve kalbimizin işlettiği şeylerdir bizi kurtaracak olan. Bu tarz, dünyalık yaşamda sadece dış görünüşleri kafasına takmış insanları, Ahiret gerçeği beklemektedir. Onlarsa bu gerçeğe karşı umursamaz, düşünmez haldedirler. Hangi süslü kafede fotoğraf çekileceği, hangi marka kahveciden kahve içileceği, instagrama koyulacak fotoğraf, satın alınacak bluz; Ahiret yaşamlarını dert edinmekten daha önceliklidir bu insanlar için. Ayrıca, bu insanlar, dünya hayatına dair yalnızca dış görünüşü bildiklerinden yani sırf dış görünüşlerle ilgili olduklarından; çevrelerindeki insanları da hep dış görünüşlerine göre yargılarlar. "Şişman, zayıf, güzel, kötü giyimli, varoş, zengin, gösterişli, havalı, artık yaşlı" gibi insanlar hakkında yaptıkları tanımlamalar, o insanların ahlaklarını dikkate almaktan çok çok daha önemlidir. 

Bununla birlikte; Allah, müminlere ise, dış güzelliklerden yararlanmayı yasaklamaz. Tam tersine, mescitlerde kadın ve erkek tüm müminlere, süslerini kuşanmayı emreder. (Bkz: Araf 31.ayet) Müminlere, dünyadan nasiplerini unutmamayı ve dünya için isterken ahiretleri için de isteklerde bulunan kişiler olmayı öğütler. (Bkz: Kasas 77.ayet, Bakara 200-202.ayetler). Dış görünüş olarak adlandırabileceğimiz süslerin, müminlere yasak olmadığını da belirtir Araf Suresi 32.ayette.(güzel evlerde oturmak, güzel arabalar, güzel kıyafetler, bakımlı olmak, temiz olmaz, estetik, sanat, mimari, artık süse dair aklınıza ne gelirse...)

Birine misafirliğe gittiğimizi düşünelim. Giyimi, evi, eşyaları beğenimizi kazanabilir ama davranışları kabaysa, itici ve hoşumuza gitmeyen davranışlar sergiliyorsa, bu bizi o kişiden uzaklaştırır. Bir müminin insanlara yaklaşımı işte bu şekilde olmalıdır. Mümin, diğer tüm insanlardan farklı bir benliğe sahiptir. İnsanların çoğu gibi düşünmez, insanların çoğu gibi davranmaz. Özel bir insandır. Diğer insanlar ilk etapta karşısındakinin tipine, giyimine, statüsüne, akrabalık ilişkilerine, zenginliğine, popülerliğine göre ilgi gösterirken; mümin insan karşısındakinin önce ahlakını gözlemler. Önce ahlakını daha doğrusu nasıl biri olduğunu çözmelidir ki, o insanla ilişkisinin nasıl olması gerektiğini anlayabilsin. Karşısındaki insan, Allah'a saygılı birisiyse, o kişinin giyimi kötü de olsa, din kardeşi olarak değerlendirir. Karşısındaki kişi müşrik veya inkarcı ise gönlünde muhabbet duymaması gerekir. Yani müminler, insanlara, Allah ile kurduğu bağa göre değer verir, takvasına göre o insana ilgi gösterir. Çünkü, karşılarındaki kişi takvalı ise, onunla dostluk, kendisine yarar sağlayabilir. Bu konular hakkında şu yazılara da göz atabilirsiniz:
Bir mümin, inkarcı veya müşrik kişileri dost edinebilir mi?
Musa çobandı, Süleyman Kraldı
İnsanların bazısı, karşısındakinin sahip olduklarını delicesine kıskanır. Karşısındakinin kişiliği değil, maddiyatı ilgilendirir böylelerini. Karşısındakine sıcak davransa da gerçek dostluk, sevgi beslemez. Çünkü, boş insanlar, müminler için cazibeli olan akıl ve kalpten yoksundurlar. Bir mümin ise, her kulu Allah’ın lütuflandırdığını bilir. Bu dünyada insanların özenerek baktığı güzel veya zengin kimselerin, bunlara sahip olmalarının nedeninin ancak Allah’ın bir lütfu olduğunu bilir, bunların aynı zamanda Allah’ın verdiği imtihan araçları olduğunu bildiğinden, bu tarz insanların aslında Allah’a ne kadar kulluk ettikleri ile ilgilenir. Eğer zengin ve gösterişli gördüğü kimseler, Allah’a karşı ilgisizler ise, bundan ibret alır. Zira, Allah'ı umursamayanlar için, zenginlikleri ceza halini alabilir, şu yazıda da bahsettiğim gibi: http://evrendepinar.blogspot.com.tr/2015/10/allah-kotu-insanlar-ve-kendisini.html Ayrıca, Allah, insanlara dünya metası olarak verilen şeylere bakıp, üzülmemeyi öğütlemiştir Hicr Suresinin 88.ayetinde.

Mümin, gösterişli kimselerin Allah’ı umursayan kişiler olduğunu görürse, onları içten takdir eder ve kendisinin de yararlandığı diğer insanların da yararlandığı lütufların bir gün son bulacağını hatırlar. Yazının başında verdiğim Rum Suresinde geçen ayette anlatılan insanlar (yalnız dış görünüşü bilen ve ahiretten gaflet içinde olanlar), sadece dış görünüşle ilgilendiklerinden, başkasında olup da kendilerinde olmayan şeyler için rahatlıkla üzülüp sıkılabilirler, haset besleyebilirler. Müminler ise, gerçek değerin takva olduğunu bildiğinden, bu tarz olumsuz hislere kolay kolay kapılmazlar.

İnsanların özenip hayranlık duyduğu lütuflara sahip olamayan insanların da Allah’a gösterdiği yakınlıklar, mümin kişiyi cezbeder. Zaten mümin kişiyi, insanların Allah'a gösterdiği yakınlığın, en çok cezbetmesi daha hayırlıdır. Müminler, Allah’ı umursamayanların ne boş bir hayat yaşadıklarını görüp ibret alır. Çünkü, bu tarz bir yaşam, Kur'an'da sıkça tarif edilmiştir, insanların Kur'an'da eleştirilen tarzda yaşamaları, ona ilk önce, Allah'ı ve ayetlerini hatırlatır. 

İşin özü, çok nimetlenenin de, az nimetlenenin de hayat bittiğinde, eğer Allah için yaptıkları hiçbir şey yok ise, birbirlerinden bir farkı olmadığıdır.

Güzel giyinmek, eşyalara özen göstermek İslam’a göre kötü bir şey değildir hatta müminler için Allah'ı hatırlatacak nimetler olmalıdırlar. Süleyman Peygambere hatırlatıcı oldukları gibi. (Bkz: Sad 32.ayet) Lakin bizler adaletten, barıştan, iffetten, yardımlaşmaktan, Kainat ve Kuran delilleri üzerine düşünmekten, samimi bir kul olmaktan, huşuyla ibadet etmekten, Allah yolunda çalışmaktan, infaktan, güzel düşünüp güzel davranmaktan, sabırdan, saygıdan çok dış boyalarımıza yatırım yapıyor ve en çok dış boyalarımıza önem veriyorsak burada ciddi ve hatalı bir sorun var demektir. 

Etrafımda onca kadını ve onca erkeği gözlemledim. Gördüm ki Allah’ın bu ayeti gerçekten çok doğru bir tespit getirmiş. Sosyal medyayı şöyle bir incelediğimizde ve kişilerle gerçek hayatta bir araya geldiğimizde bu gerçeği daha da iyi algılıyoruz. Görebileceğimiz tüm bu yaşantılar, iyi bir inceleme fırsatı bizler için. Güzel manzarada yemekler yenir, pek iç açıcı hissedilmese de en havalı pozlar takınılır, en göz alıcı süsler basılır fotoğraflara, en iyi amblemler kareye alınır. Bunların hepsi de hemcinsine yarış duygusuyla, karşı cinse göndermelerle, kendini pohpohlamalarla yahut beğen sayısıyla taçlanır. Yalandan sırf nerede olduğunun bildirimini yapmak için, kendisini etiketleyip mekandan çıkan, kasıtlı olarak fotoğrafa marka amblemini almaya çalışan insanlara rastlıyorum. O kadar çok başkalarına gösteriş yapmaya odaklı yaşıyorlar ki. Haliyle bu yaşam tarzı da onları gittikçe kibirli biri olmaya itiyor. İsra Suresi 37.ayette, müminlere yasaklanan kibir duygusuna yani...Gün sonunda ele geçen alınan beğeni sayısıdır. Esas önemli olan beğeni, Allah'ın bizi beğenip beğenmeyeceğidir. Allah’ın beğenisini alıp alamayacağını ise düşünmeyen, sırf başka insanların beğenisi için çalışıp didinen insanlarla dolu çevremiz. Bu insanlar da Rum Suresinde işaret edilen, dış görünüş peşinde koşan ve Ahireti umursamayan kişiler... Müminlere Allah, sosyal medyayı yasaklamıyor. Ahiretten gaflette olmayı, sadece dış görünüş bilen bir kişi olmayı yasaklıyor, kibri yasaklıyor. Tabi ki sosyal medyayı kullanış tarzı, bir mümini, Allah'tan uzaklaştıracak bir tarza sokuyorsa, mümin bu duruma karşı uyanık davranmalı, kendisini düzeltmelidir. Zira mümin, kendisi övme-yüceltme peşinde değildir. (Bkz: Lokman 18.ayet) 

İnsanların çoğu, yalnızca dış boyaların yarışında. Bunun da en büyük sebebi, insanlara gösteriş yapmak için yaşıyor olmak tabi ki.

”Ay o ucuz giyiniyor.”, ”Ay o özenti ya” gibi sığ cümleleri duyabileceğimiz çokça insan mevcut. Oysa takvalı olup ucuz giyinmek, başkasında olanı beğenip kendisine yakıştırıp giyinmek ama takvalı olmak; zengin ama takvasız yaşamaktan üstün bir hayat tarzıdır. İyi ve güzel olan bir şeye özenmek de, kötü değildir ayrıca.

Allah’ın hayırlarda yarışın çağrısına, ahiretten gaflette olan kişiler rağbet etmiyor. (Bkz: Bakara 148.ayet) İnsanlar hayırda yarışmaya değil; cüzdan, kibir, dış boya, büyüklenme, popülerlik, övgü, pohpohlanma, gösteriş, beğeni, çevresine insan toplama, başkalarını tavlama yarışına girmişler. 

Aklını kullanabilmek, ayrı bir bilinç hali gerektiriyor. Kuran’da Rum Suresi 7.ayette bildirilen bu tarz insanlar, bu bilinçten oldukça yoksunlar. Onlara göre kalben, vicdanen, ahlaken neden iyi olsunlar ki? Bunun üzerine niye kafa yorsunlar? Zaten çevreleri dış boya meraklısı insanlarla dolu. En çok övgüyü önce dış boyası(dış görünüş) alıyor. Dikkatleri önce kendileri gibi olan insanlar tarafından, nasıl giyindikleri çekiyor. Onlar da kendileri gibi davranan insanlar için yaşıyorlar, onlar için gezip, onlar için giyiniyorlar. Çünkü, bunları o insanlara gösterecekler.

Bu tarz, sadece dış görünüşe dayalı algıların yoğun olduğu çevrelerde, iffetsizlik artık cool bir kavram halini almış. Tanrıya söverek de barışsever olunuyor nasıl olsa, bazılarına göre. Saygılı olmak mı, kimin umurunda? Ne kadar bel altı gidersen o kadar fenomen olma şansın var.

Müminler tüm bu halleri cool bulmaz, zavallılık olarak görür ve bu cahil kimselere aldırış etmez. (Bkz: Araf 199.ayet) Ahireti umursamamak, içinde bulunduğun kötü hali güzel görmek de bir cahillik çeşididir ne de olsa...

Başkalarının kıskanarak görmesine, başkalarından gelecek hayranlık tepkilerine neredeyse her an muhtaç bir şekilde yaşayan, dünyanın kendi ekseninde döndüğünü sanarak yaşayan zavallılar bunlar. Hey! Sizi, sizin gibi olanlardan başkası takmıyor! Edindiğiniz başarıları akrabalardan gelecek övgülere, yanındaki arkadaşınızdan daha çok dikkat çekmeye ve bu şekilde ondan üstün geldiğinizi sanmaya adıyorsunuz! Niye sizle, böyle bir yarışa girelim ki?

Akşam yedide yorgun argın eve gelmek, hafta sonu karton kahve bardaklarıyla fotoğraf çekinirken bu nimeti veren Allah'ı zerre umursamamak, ancak bir kareye sığdırılıp başkasına gösterilince keyif veren süsler edinmek, sahi tüm bunlar ne için? Oysa müminler, kahveyi verene de, fotoğraf çekme imkanını verene de, güzel insanlarla bir arada olmanın mutluluğunu verene şükretmenin, tüm bu anları kat kat güzelleştireceğini bilirler.

Dünya madem gelip geçici, sonunda ölüm var biliyorum ama pek üzerine düşünüp etkilendiğim bir şey değil. Hayat amacımı sorgulamıyorum. Benim gibi milyarlarca insan var ve ben de onlardan yalnızca biriyim ama kendimin en özeli olduğu fikrindeyim. En çok kendimi seviyorum. Dünyanın büyük kısmı sefilliklerle dolu ama bak ben nasıl da şık sapasağlam duruyorum. Önce çok param olsun, lükslerim tamamlansın; sonra bir iki kuruş eline tutturulur, bir iki çocuğa yardım eli uzatılır, biraz hüzün biraz düşünceli davranış takınır, insan olmayı da satın alırım. Bekarlığın dibine vurayım ama yaşım gelince bana bağlılık gösteren eşim de olsun. Bu sırada da diğerlerinde hala gözüm olsun. Yeter ki onun kariyeri, tipi iyi yahut cüzdanı bol olsun (farkındaysanız bunlar da sadece dış görünüş odaklı). Çocuğumuz da renkli gözlü olsun, gibi binlerce kaba taslak örnek bulabiliriz.

Ne akıl, ne kalp, ne ahlak, ne fikir, ne erdem, ne davranış…Gelecekte bekleyen gerçeğe karşı bihaber oyalanma… Bihaber halde bomboş yaşamak! Oyalanmak! Tam da Allah’ın Kuran’da anlattığı gibi, Allah için yaşamayanlar ancak oyalanma, oyun, eğlence peşindeler! Hem de hastalığın, acziyetin, depresyonların, can sıkıntılarının, bulantıların olduğu şu koca dünyada! Sanki Allah, kendilerine hiçbir acı dokunduramaz gibi yaşıyorlar! Gerçek bir acı ile yüzleşildiğinde, botlarının markası kurtaracak sanki kendisini!

Aklını kullanmayan, Takva yoksunu, Allah’ı bulamayan insanların önce bu dünya yaşamlarına sonra ikinci hayatlarına acıyorum. Bu dünyada hem tatminsiz, hem başkaları için yaşa, ancak gözünle gördüğünün peşinde koş, öl, sonra da bir hiç uğruna yaşayıp dirildiğin ahiret hayatında, geri dönüşü olmayan, çok kötü bir durak yerine gir ve oradan hiç çıkma… 

Ne diyelim, Allah, O’nun yolunda yürüme gayretinde olanların günahlarını bağışlasın, kusurlarını affetsin… 

Yazılarımı şu siteden de okuyabilirsiniz:

1 yorum:

  1. Cidden gönlümü yatıştıran sağlam tespitler. Barış ve esenlik seninle olsun

    YanıtlaSil