6 Nisan 2016 Çarşamba

Kuran’a Göre Hayvanlara Eziyet veya Tecavüz Edilebilir mi? Hangi Amaçlarla Hayvanlar Öldürülebilir? Onlar da Tekrar Diriltilecek mi? Av-Avcı Sistemini Yaratan Allah Kötü mü?

Not: Bu yazı detaylı bir çalışmadır. Size uzun gelen yazılarımı elbette günlere yayarak okuyabilirsiniz.

HAYVANLAR BİZİM EMRİMİZE VERİLMİŞTİR
Kuran’da Hayvanlardan Nasıl Bahsedilir?
Hayvanlara eziyet edilmesi gibi, pek çok konunun Kuran’da yer almadığı söylenmektedir. Bu iddialara ve dahası iddialara cevap niteliği olarak bu yazıyı yazma gereği duydum. Elimden geldiğince, hayvanların Kuran’da nasıl bahsedildiğini göstererek, kafadaki sorulara cevap vermek istedim. Yazının başlığında yer alan soruları kapsayan, ama daha geniş bir yazı hazırladım. Yazı ilerledikçe başlıktaki sorulara da cevap vereceğim.
Kuran’da hayvanların yaratılışa bir delil olarak sunulduğunu görmekteyiz. Hayvanlar, Kuran’a göre, hem Allah’ın yaratma delili olarak gösterilerek değer verilmiş canlılardır, hem de bizlere kendilerinden yararlanmamız için nimet olarak hizmetimize sunulmuşlardır. Binek olarak hayvanların kullanımına, onlardan çeşitli gıdalanmalara dikkat çekilmektedir. Süt, peynir, yoğurt, yumurta gibi gıdalar hep emrimize verilen hayvanlardan sağlanmaktadır. Arının bizler için bal üretmesine, hayvanların güzel etlerinden gıdalanmamıza da dikkat çekilmektedir. Hayvanların derilerinden, sütlerinden, içeceklerinden, yünlerinden, etlerinden yararlanmaktayız. Hem giysilerimiz için de onları kullanabilmekteyiz. Tabi burada hayvanlara eziyet ede ede derilerini kullanan canilerden bahsetmiyorum. Doğal yöntemlerle hayvanlara zarar vermeden kullanılmalarından bahsediyorum.
Hayvanlar bizim emrimize verilmiştir. Büyük nimetlerdendir. Ayrıca kainatta yaratılan her şey Allah’ın bir delili (ayet) olarak ifade edilir Kuran’da.
Ve sizin yaratılışınızda, her yana yaydığı canlılarda, kesinliği yakalayan bir   topluluk için ayetler vardır. (Casiye Suresi, 4)
Tüm çiftleri de yaratan O’dur. Ve O, sizin için gemilerden ve hayvanlardan binmekte olduğunuz şeylere de vücut verdi; Ki onların sırtlarına kurulasınız, sonra oraya kurulduğunuzda, Rabbinizin nimetini hatırlayıp da şöyle diyesiniz: Adı ve kudreti yücedir bunu bizim emrimize verenin! Yoksa biz bunu kendimize yanaştıramazdık. (Zuhruf Suresi, 12 ve 13)
Biz o büyükbaş hayvanları da sizin için Allah’ın kutsallık nişanları arasına koyduk. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar sıralanmış halde ayakları üzerine dururken, üzerlerine Allah’ın ismini anın. Yanları yere yaslandığı zaman da onlardan yiyin; isteyen yoksulu da istemeyen yoksulu da doyurun. Allah o hayvanları sizin hizmetinize verdi ki, şükredebilesiniz. (Hac Suresi, 36)
Görüldüğü gibi bu ayetlerde, hayvanların bize boyun eğdirildiği belirtilmiştir. Ayrıca onlardan gıdalanırken üzerlerine Allah’ı anmamız ve şükretmemiz belirtilmiştir. Hayvanlardan bu şekilde yararlanıyor olmamız, Allah’a şükretmemiz içindir. Ayrıca bu ayette yoksulların da bu gıdalardan yararlandırılmasına dikkat çekilmektedir. Üstelik isteyene de istemeyene de… Bu ayetin öncesinde, belirli bir zamanda bunun yapılmasına dikkat çekilmemiştir, öncesinde yani 35. ayette müminlerin nimetlerden başkalarını yararlandıran kişiler olduğu belirtilmiştir. Yani sanılanın aksine, eğer müminsek, yoksulların da güzel besinlerden yararlanmalarını sağlamalıyız, belirli günlerde değil yalnızca. Allah’ın bu emri, günümüzde gelenekçi zihniyetin uyguladığının tersine, sadece kurban bayramına has bir emir değildir. Zaten Kuran’da özel olarak kurban kesilmesi gereken bir bayramdan bahsedilmez, hac ibadeti yapanlara kurban emri verilmiştir.
Onların etleri de kanları da Allah’a asla ulaşmaz; fakat sizin takvanız O’na ulaşır. Onları size bu şekilde boyun eğdirir ki, sizi hidayete erdirdiği için Allah’ı yücelterek anasınız. Allah’a teslim olanlara müjde ver.
(Hac Suresi, 37)
Bir kısmından binek edinesiniz, bir kısmından yiyesiniz diye sizin için hayvanları yaratan, O Allah’tır. (Mumin Suresi, 79) 
Günümüzde, bazı insanların hayvanları yemeyi canilik olarak gördüklerine şahit olmaktayız. Bu inanç sadece günümüzde rastlanmamakta. Eski zamanlarda da, bazı uydurma inanışlar aracılığı ile, insanlar arasında yayıldığı bilgisine sahibiz.
Örneğin, İnka Uygarlığının vejetaryen olduğu söylenmektedir, mani dininde et yemek yasaktır, genelde  Uzakdoğu bölgesinde bu inanç görülmektedir. Et yemenin iğrenç olduğu söylemi, bizim ülkemizde her hangi bir inanca sahip olmayan insanlar arasında da rastlanabilir. En yaygın olaraksa, ruhçu inanışlara sahip olan insanlar arasında görülür.
Allah’ın indirdiği din ile alakası olmayan Uzakdoğu öğretilerinde et yemenin canilik olduğu inancına sıkça rastlamak mümkün. Allah tarafından tek gönderilen ve gerçek olan din İslam’dır. Bunun dışında hiçbir inancın, mistik felsefenin, spiritüalizmin mantıki bir delili yoktur.
Günümüzde tamamen Uzakdoğu kültüründen gelme inanışlar çeşitli yollarla insanlara kabul ettiriliyor. Hayvanları katletmenin tekrar hayvan olarak dirilen insanları yeme ya da haşa Allah’ın bir parçasını katletme gibi inanışlar, alternatif tıp maskesiyle, bu gıdaları yasak ederek aramıza sokuluyor. Temiz ve yararlı olan bu gıdalar kötü gösteriliyor.
Bugün alternatif tıp, doğal yaşam gibi felsefelerin bir kısmı (bazı söylemler doğru da olsa) Uzakdoğu’dan ediniliyor. (Bknz: Akupunktur) Et yemenin kötü olduğu inancı da Uzakdoğu kaynaklıdır. Uzakdoğulu sahte dinlerin sahte bilgeleri tarafından edinilmiş bir bilgidir ve aslında sağlığa zararlı diye gördüklerinden değil, tamamen dini inançları gereği et yemezler. Uzakdoğu’nun yoga gibi usullerini alıp buraya getirenler, et yememe inancını da yaymaya kalkıyorlar. Ayrıca, Hindistan’da inek de kutsal ve onu yemek tanrının bir parçasını yemek demek.
Bu bölgedeki bazı inançların, insanlar var edildiğinden beri, bildirilmiş İslam dininin dejenere edilmiş hali olduğunu düşünüyorum. Yoganın güneş doğmadan önce ve battıktan sonra, Allah’ı anma emrinden kalma, daha sonra bozulan bir ritüel olduğunu düşünmek mümkün. Ayrıca, Kuran’a göre bazı topluluklara, yaptıklarına ceza olarak, Allah bazı hayvanları yasaklayabilir. Hatta bu konuda İsrailoğullarına bazı hayvanların haram edildiğini görüyoruz. Eski toplulukların bazısına özel olarak gelen bu yasak, daha sonra bozulup dini bir kural halini almış olabilir.
Yaratılmışların Tanrının parçası(uzantısı/uzvu) olduğu inancı da İslam dinine sokulmaya çalışılmıştır. Evren’in bilinçli bir şey olduğu öne sürülmüş, her şeyi yaratanın evren olduğu gibi mantık dışı iddialar öne atılmış, Tanrının evrenin kendisi olduğuna dair sapkın inanışlar türemiştir. Bu inanışlar hayvan etini yasaklamaya kadar varmıştır. Hatta mani dininde, daldan bir meyveyi koparmak bile aslında kötü bir fiildir.
Kuran’a göre Allah tektir, yaratılmışlardan bağımsızdır, onun dışındaki her şey daha sonra yaratılmıştır ve yoktan var edilmiştir. Ayrıca Kuran’a göre, Allah doğmamış ve doğurmamıştır. Yani, Allah’ın bir parçası olarak hiçbir şey oluşmamıştır. Doğa, Allah’ın bir parçası olamaz, doğadaki hiçbir şey de… Kuran’a göre Allah’ın hiçbir benzeri yoktur. Eğer bizler, dış dünyada gördüğümüz bir şeylerin Allah’ın parçası olduğunu söylersek, haşa, onu bir şekilde bir şeye benzetmiş oluyoruz… Tamamını olmasa da, bir kısmını benzetmemiz bir şeyi değiştirmez. Maalesef, bugün bile genellikle kadınların izlediği programlarda, ruhçu inançları yaymaya çalışan insanların, “çocuğumda Allah’ı görüyorum, aslında o Allah” gibi sözlerine rastlamak mümkün. (haşa)
Ruhçu inançlardan bağımsız olarak, tamamen kendi düşüncesi olarak da, et yemek kötüdür diyenler var elbette. Hayvanların etlerinin yenmesini canice gösterenler, Allah’ın yarattığı bu temiz ve güzel gıdaları yasak etmeye kalkmaktadırlar. Bu konuda, Kuran’da ağır eleştiriler vardır. İnsanları bu yüzden cani ilan edenler, doğada antilop ile beslenen aslanı cani ilan edememektedir. Allah’ın indirdiği ahlak, hayvanların davranışına göre belirlenemez evet; ama bu söylemleri edinenlerin, bazı konularda doğadaki hareketleri örnek gösterdiğine şahit olmaktayız, bunu yapanlardan aslanları seri katil ilan etmelerini beklemekteyim. Eğer Allah, ahlak yasaları bildirmeseydi, işte her konuda görüldüğü üzere, rahatlıkla karşıt inanışlar olacaktı. Bir davranış kimilerine göre kötü, kimilerine göre iyiyken, insanlar arasında ahlak diye bir temele dayandırılamayan, belirsiz davranışlar olacaktı. Şuanda bazıları hayvanlardan beslenmeyi canice görürken, bizler olağan ve güzel bir davranış olarak görmekteyiz. Bu gerçekte, ahlakın insan eline bırakıldığında nasıl belirsiz bir kavram olduğunu da kanıtlıyor. Hayvan etinin insan vücuduna faydaları saymakla bitmez. Et yememek, insanın kendi tercihi, Kuran’a göre et yemeyen insan günah işlemiş olmaz. Ben, et yemeyi canilik olarak göstermelerine karşıyım, çünkü bu söylem, Kuran ahlakına göre doğru bir söylem olmuyor. Böyle bir sorunu olanlara psikolojik tedavi önerebilirim, onlar da daha çok sağlıklı olabilsin diye, ama illa ki çözülmesi gereken bir sorun olarak da görmüyorum.
De ki: Allah’ın kulları için çıkardığı süsü, güzel, temiz rızıkları kim haram etmiş? (Araf Suresi, 32)
Aslında, bu iddianın sahipleri, bitki yemeyi de bir nevi canlı katli olarak görmelidir. Bu yaklaşımın, buraya kadar varabileceğini zaten mani dini gibi inançlarda görebiliriz.
Tabi hayvanları öldürüp, etleri yemek canice değildir deyince, Allah’ın ahlak yasalarından habersiz insanlar, siz hayvanlara eziyet ediyorsunuz demeye başlıyor. Bir şeyi öldürüp etini yiyorken, o hayvanı durduk yere kırbaçlamak daha hafif bir şeydir, gibi bir algı oluşuyor. İşte, bizim burada yapmamız gereken, hayvanların etini yemenin bir nimet olduğunu ispatlamak ve bazı şeylerin de, hayvanlara eziyet etme gibi; Kuran’a göre doğada bozgunculuk çıkarma kapsamında olduğunu göstermemiz lazım. Kuran’a göre bir canlıya insan olsun ya da olmasın durduk yerde eziyet edemezsiniz. İşte bu son cümleyi söylediğimde, akıllara şu soru gelecek; peki hayvanlar da Kuran’a göre insanlar gibi haklara sahip ve zulmedilemez sınıfta oldukları sayılabilir mi, onların da özel hakları olabileceğini düşünebilir miyiz? İşte, yazının devamında bu konuya değineceğim inşallah.
Bu konulara değinmeden evvel, ateistlerin bir iddiasını geçelim. Doğada bazı hayvanlar bazı hayvanları avlamakta olmasından ötürü, Allah’ın kötü bir İlah olduğunu söylüyorlar. Av/Avcı sistemini yaratan Allah, onlara göre kötü bir İlah oluyormuş.
Soru: Doğada aslan antilopları canice avlıyor. İşte bakın sizin Allah’ınız masum antiloba bunu yaşatan bir psikopat.
Cevap:
Hayvanların öldürülürken, bir bilinçle bu acıyı ne denli duyduklarını bilemeyiz. Bu konuda, bazı insanlar duygusal bir yaklaşım içine giriyor. Bu yüzden insan vücudunda ve hayvan vücudunda salgılanan adrenalin hormonundan da bahsetmek isterim. Heyecan, korku, panik anında vücutta salgılanan adrenalin hormonu, o anki acı hissinin duyulmasını engellemektedir. Yani, aslandan kaçan bir antilop, korku ve panik duygusu ile adrenalin salgılamaktadır. Yani, Allah pek ala böyle bir anda, ölürken, acı duymama, acı hissetmeme gibi özellikler yaratmıştır. İnsanlarda bile, gene korku/heyecan anında yaşanan yaralanmaları hissetmediklerini görebiliyoruz. Allah’ın, kendi vahyi ile hareket eden, başka hayvanlara yem olan canlılara, durduk yerde, acı çektirmemesi beklenilecek bir durum. Böyle bir sistemi aracı kılarak, bu canlıları koruyor olması çok mümkün. Ayrıca, bize göre acı çekiyor görülen bir hayvanın, başka bir bilinç halinden ötürü, acıyı algılamaması da mümkün. Allah bu yöntemle de, bu canlıları koruyabilir. Adrenalin hormonunun özellikleri saymakla bitmez. Bu hormon, gene korku/heyecan gibi durumlarda bireyin yapabileceğinden fazlasını yapabilmeye neden olabilmektedir. Örneğin, normalde mücadele etmeye gücümüz yetmeyeceği bir insanla, korku anında normal üstü efor göstererek, kendimizi koruyabiliriz. Normalde, kaldıramayacağımız bir ağırlığı kaldırabiliriz. Ayrıca, aslanların antilopları yemesinin, zalim bir Allah’ın eseri olduğu iddiasını da, işte bu adrenalin hormonunun işlevi ile çürütmek mümkün. Görüldüğü gibi, Allah bizim bile aklımıza gelmeyen, nice ayrıntıyı özel olarak tasarlamıştır. Ayrıca, hayvanlar bizler gibi, özel olarak yaratılmış canlılardır ve Allah’ın vahyi ile hareket ederler. Onların nasıl bir bilinç halinde olduklarını bilmiyoruz.
Kuran’da pek çok yerde hayvanlardan bahsedilmektedir, insanlarla hayvanların bir arada olması hakkında da örnekler vardır. Örneğin, Neml Suresi 20.ayette Süleyman Peygamberin Hüdhüd kuşunu bilgi toplamak için kullanmasına dikkat çekilmektedir. (Ayrıca Süleyman Peygamber hayvanlar ile konuşabilmektedir.) Yani, hayvanlarla iç içe olmak, onları bazı amaçlar için kullanmak eleştirilemez. Sevgi duygusu ile de besleyebiliriz ayrıca. Kuran buna hiçbir eleştiri getirmemiştir, hatta yazının ilerisinde bu konuda bir ayet paylaşacağım, hayvan beslemenin bizler için güzellik olduğuna dair bir örnek var. Sevgi duygusu ile besleyip mutlu olmakta, hayvanları beslemek için bir sebeptir. Bu sebeple de hayvanları besleyebiliriz, bu konuda bir yasak yok. Ashabı Kehf’in de köpekleri vardı.
Belirttiğimiz gibi, hayvanlar yaratılış delilidirler. Yani kainattaki ayetlerdendirler ve dolayısıyla önemlidirler.
Üstelik Allah, Kuran’da sineği bile yaratılış mucizesi olarak göstermekten çekinmediğini belirtmektedir. İlk başta, sinek iğreti gelse de, özellikle günümüz teknolojisi ile mikroskop altında incelediğimizde, sineğin aslında ne kadar detaylı bir tasarımla yaratıldığını anlamaktayız. Yani, sineğin örnek gösterilmesi, Allah’ın en ufak bir canlıyı bile ne kadar detaylı yarattığını göstermektedir. Ayrıca, o dönemde sineğin aslında ne kadar detaylı oluşunun pek bilinmemesine rağmen örnek gösterilmesi de büyük bir delildir. Ayrıca, sineğin örnek gösterilmesinden anlamamız gereken bir başka şey de, doğada hiçbir canlının küçümsenemez oluşudur. Çünkü, her canlı Allah tarafından müthiş bir bilgelik ve tasarımla yaratılmıştır, hepsi Allah’ın ayet olarak gösterdiği canlılardır, bu yüzden hiçbir canlı Kuran’a göre gereksiz değildir.
Ey insanlar! Size bir örnek verildi; onu dinleyin. O Allah’ın yanında yakarıp durduklarınız var ya, hepsi bir araya toplansalar bir sinek bile yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu bile ondan geri alamazlar. İsteyen de âciz, istenen de… (Hac Suresi, 73)
Rabbin, balarısına şöyle vahyetti: “Dağlardan evler edin, ağaçlardan ve çardaklardan da… Sonra, meyvaların her türünden ye de boyun bükerek Rabbinin yollarına koyul.” Onun karıncıklarından, renkleri çeşit çeşit bir içecek çıkar ki, insanlar için onda şifa vardır. Derin derin düşünen bir topluluk için, bunda kesin bir mucize var.
(Nahl Suresi, 68 ve 69)
Görüldüğü gibi, hayvanlar, Allah’ın varlığının delili olarak gösterilmektedirler.  Bu yapıları ile gerçek birer mucizedirler. Üstelik Kuran’da hayvanlar arasında iletişim olduğuna dair örnekler de vardır. Günümüzde, bilim, hayvanlar arasında iletişim olduğunu kanıtlamıştır. Bu da Kuran’ın nasıl mucizevi bir kitap olduğunu bir kere daha göstermektedir. (Karıncalar arasında iletişime örnek olarak Neml Suresi 18 ve 19. ayetleri örnek verebiliriz.)
Kuran’da açıkça örnek olarak arılar, karıncalar gibi hayvanların vahiy ile hareket eden, yararlı oluşlar sergileyen canlılar olması; tüm canlıların harika yaratılışa dikkat çeken ayetlerden olduğunu anlamamızı sağlar. Üstelik karıncaların müthiş bir bilgi ile kendilerine yuvalar yapması, sosyete oluşturmaları, düşmanlara karşı savunma mekanizmalarına sahip olmaları, kendilerine has sosyal bir yaşayışları olması da ayrıca canlılığın ancak Allah tarafından yaratılabileceğini de düşünmemizi sağlar. (Sosyete: karıncalar gibi toplu halde ve iş bölümü yaparak yaşayan organizmalar grubu)
Bazı insanlardan, besledikleri ve çok sevdikleri hayvanlarının, eğer cenneti kazanırlarsa, onların da tekrar yaratılıp yaratılamayacağına dair sorular almaktayız. Evet, Kuran ayetlerine göre bu mümkün. Bu dünyada baktığımız, beslediğimiz, sevgi duyduğumuz canlılara; eğer cenneti kazanırsak kavuşabiliriz. Çünkü Enam Suresi 38.ayette açıkça hayvanların da tekrar diriltileceğine dikkat çekilmekte. Üstelik, cennette müminlere üzüntü veren hiçbir şey olmayacaktır. Benliklerinin arzu ettiği şeylere kavuşacaklardır.  Tabi, burada, tekrar yaratılan ve cenneti kazanan insanların, kötü isteklerinin olmayacağı, iyilik üzerine dirilen insanlar olduğunu, temizlenip arındırıldıklarını unutmamak lazım. Yani, Allah cennette nasıl bir sistem kuracaksa, neleri bizim için yaratacaksa, biz onlardan fazlasını arzu etmeyeceğiz. Orada, kötü olan şeyler olmayacak ve kötü olan şeyleri de arzu edemeyeceğiz. Allah’ın iyilik üzerine olan vahyi ile desteklenmiş olacağız. (Allah’ın vahyi iyilik üzerinedir. Cennette olursak, orada iyilik ve güzelliğe yönelmiş, kötülük ve kötü şeylerden tamamen yüz çevirmiş olacağız.)
Enam Suresi 38.ayetten yola çıkarak, hayvanlar tekrar diriltilecekse, onlara eziyet eden insanlar hakkında, şahitlik edebilirler. Tabi, Allah her şeyi görüyor, şahitliğe ihtiyacı yok, ama kötü insanlar orada eziyet eden hayvanlarla birebir yüzleşince, ezici/rezil duyguyu hissedebilir, dünyada Allah’ın büyüklüğünü anlamazken, bir kere daha ahirette ne kadar büyük olduğunu da anlayıp pişmanlık duyabilirler. Doğrusunu Allah bilir. Ne amaçla, neye göre diriltileceği yönünde tam bir bilgi yok. Allah hayvanları dirilttikten sonra onlara ne olacağını, ne yapılacağını da bildirmiyor. Fikir üretebiliriz bu konuda, elbette bu saydığım şeylerin gerçek olması mümkün.
Bu dünyada Allah’ın vahyine göre hareket eden canlılar, ahirette de gene Allah’ın vahyine göre hareket edebilirler. Yani, insana görünce mutluluk veren, güzellik duygusu yaratan bazı hayvanları cennette de görebiliriz. İnsana görünce iğretilik, korku, tiksinti veren bazı canlılar da cehennem ehli için yaratılarak; onlara bu kötü duyguları tattırma aracıları olabilirler. Doğrusunu Allah bilir. (Allah tarafından eziyet edilme amacı ile değil, burada birileri tarafından, orada bir örümcek yaşarsa, örümceğin ne suçu var gibi sorular gelebilir. Zaten, bu canlılar bu amaçla yaratılacak, ve bundan her hangi bir şikayet duyguları olmayacak diyorum. Örümceği burada belirgin bir örnek olsun diye veriyorum. Örümcek sevip, evinde besleyen insanlar da var sonuçta.) Fakat benim bu söylediğim, Kuran’ın söylediği bir şey değildir, Allah sadece hayvanları tekrar dirilteceğine dikkat çekiyor. Bu söylediklerim, benim olabilir ihtimali olarak, ürettiğim fikirler. Örneğin, Allah cennette dünyadaki meyvelere benzer meyveler olacağını söylüyor. Buradan yola çıkarak, böğürtlen seven biri olarak, cennette böğürtlen olabilir diyebilirim. Fakat, Allah açıkça cennette böğürtlen vardır, dememiş. Bunlar sadece bizim olabilir olarak gördüğümüz şeylere girer. Kesinlik taşımaz. Allah’ın cennette, bu dünyadaki hayvanlardan çok çok güzel hayvanlar yaratacağını da düşünüyorum. Görünce insana mutluluk, sevinç veren, tatlı hayvanlar… Bu dünyada bile görünce içimizde tatminlik olsun, Allah’ın kudretini takdir edelim, mutluluk duyalım diye nice nice canlıları yaratmış, onları rengarenk boyamışken, cennette çok daha çeşitli yeni canlılar da yaratılabilir.
Yeryüzünde debelenen hiçbir canlı, iki kanadıyla uçan hiçbir kuş istisna olmamak üzere hepsi sizin gibi ümmetlerdir. Biz bu Kitap’ta, herhangi bir şeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık. Onlar, sonunda Rableri önünde haşredilirler. (Enam Suresi, 38)
Görüldüğü gibi, Allah özel olarak kuşları örnek vererek, her canlının bizler gibi birer topluluk olduğunu belirtiyor. Açıkça görebileceğimiz gibi, Allah her canlıyı bizlere benzetiyor. Yani, onların da yeryüzünde bizler nasıl yaşıyorsak, her birimizin nasıl bazı hakları varsa, onlar da bizler gibi canlılar olduğuna göre, onların da bizlere göre bazı hakları olmalı. Nasıl bizlerin yeryüzünde yeme içme, eziyet görmeme, doğal hayatımızı sürdürme gibi haklarımız varsa; bizim gibi olan bu canlılarında böyle hakları var. Çünkü, Allah onları zaten bize benzetiyor ve onların da bizler gibi topluluk olduğunu söylüyor. Allah bize zararı olmayan topluluklara karşı bozguncu olmamızı, savaş açmamızı yasaklamıştır. Rum Suresi 41.ayette de doğa dengesini bozacak bozgunculuk yapmamızı da yasaklamıştır. Yani bizler, doğadaki hiçbir canlıya, doğal dengeyi bozacak denli, keyfimize göre zarar veremeyiz. Kuran durduk yerde bir insana eziyet etmemizi de yasaklar. Allah, tüm canlıları bizler gibi bir topluluk olarak görüyorsa, insana yapamayacağımız eziyetleri, sırf zevk olsun diye bu canlılara gidip yapamayız. Bu kadar basit.

İnsanların ellerinin kazanmış oldukları yüzünden denizde ve karada bozgun çıktı. Allah onlara, yaptıklarının bir kısmını tattırıyor ki geri dönebilsinler.
(Rum Suresi, 41)
Enam Suresi, 38.ayetten yola çıkarak tekrar belirtiyorum.
1.   Hayvanlar da bizler gibi bir topluluk olarak görülmektedir. Allah tarafından. Müminler durduk yerde bir topluluğa keyfince eziyet edemez, tecavüz edemez, insana durduk yerde zulmetmek/eziyet yasak olduğuna göre, bunu insana benzer olarak nitelendirilen bir canlıya yapamazsın.
2.   Çünkü, insana benzer olarak anlatılan bir topluluğun, insanlar gibi hakları olması gerekir.
3.  Hayvanlara durduk yerde eziyet etmek, doğal dengeyi bozacak, doğa dengesini katleden eylemlerde bulunmak, insana yasak edilse de; hayvanların gıdalarından yararlanmak, onları binek gibi belli amaçlar için kullanmak, onları kullanarak ısınmak, korunmak yasaklanmamıştır. Çünkü onlar, aynı zamanda bizim emrimize verilen topluluklardır.
4.   Hayvanlar aynı bizler gibi tekrar diriltilecektir.

Tecavüz konusu hakkında eklemek istediğim bir ayrıntı da, şu ki, hayvanlara tecavüz eziyet sınıfına girmektedir. Hayvanların fizyolojik farklılığından ötürü, onlara bu şekilde bir müdahalede bulunmak, vücutlarında sorunlara (bazen yara,berelere) yol açmaktadır. 
Rum Suresi 41. Ayetten yola çıkarak tekrar belirtiyorum.
1.   Doğayı tahrip edecek, doğa dengesini bozacak her türlü eylem doğaya karşı yapılan bir bozgunculuktur ve yasaktır.
2.   Hayvanlara karşı yapılan bozguncu davranışlar da, dolaylı ve ya birebir olarak doğayı tahrip eder ve bu yüzden yasaktır.
Hayvanlara eziyet etmek deyince, bir sürü ayrıntılı soru akla gelebilir. Kuran öyle bir kitaptır ki, onun ışığı ile düşününce, doğru ile yanlışı ayırma kabiliyeti verir. Kuran bazen, konuları direk vermez. Kuran, kendisi üzerinde düşünmemizi ister. Aradığımız cümleyi bire bir Kuran’da bulamayabiliriz, ama üzerinde düşününce, aradığımız soruların cevaplarının gene Kuran’da olduğunu fark ederiz. Ayrıca, Kuran bazen her konuyu tek tek ele de almaz, bunu kitabın geneline yayar. Örneğin, boşanma, savaş gibi konular ayrı ayrı yerlerde bölük bölük anlatılmıştır. Biz bu durumda, konu ile alakalı tüm ayetleri bir araya alır ve bütüncül düşünerek en doğru hükmü anlarız.
Kuran’a göre, bize savaş açmayan bir topluluğu öldüremeyiz. Hayvanlar da bizler gibi birer topluluk olduğuna göre, gelebilecek sorulara bu gerçeğin ışığında cevap vermek mümkün. (Elbette hayvanlardan giyecek, binek, yiyecek, koruyucu olarak faydalanma gibi imkanları göz önünde bulundurmak gerek.) Evlerimizde haşere gibi canlıların, rahatsızlık oluşturup sağlımıza zarar verdiklerini, sağlığımız için tehdit oluşturduklarını düşündüğümüzde bir nevi bizlere karşı saldırı/savaş halinde olduklarını söyleyebiliriz. Bu yüzden evimizdeki haşereleri öldürebiliriz. Dışarıda bize zarar verebilecek, canımızı tehdit eden canlıları (örneğin bir yerde karşımıza çıkan ve bize saldırabilecek bir ayıyı), sağlığımızı tehdit ederek bize saldırıda bulunan canlıları (sinekleri) öldürmek yolu ile mücadele edebiliriz. Fakat burada önemli olan, Allah’ın Rum Suresi 41.ayetini hatırlayarak, doğada bozgun çıkarmamızı yasakladığını da göz önünde bulundurmamız gerekir. Doğal dengeyi bozacak derecede, hoşumuza gitmeyen her canlıyı öldürmek bu ayeti ihlal etmek olacaktır. Birebir evimizin içindeki bir böcek yuvasını öldürmenin, doğal dengeyi bozacağını düşünemeyiz. Doğada ise her canlının bir amacı vardır. Yılanlar hiç hoşumuza gitmese bile (biliyorum benim gitmese de seven insanlar da var) petrol yollarının oluşmasını sağlar. Evimizin içindeki karıncalar, şekerlerin içine vs girerek sağlığımız için ciddi tehditler oluşturabilir, bir tane karıncayı yanlışlıkla yutmamız midemiz için büyük sıkıntı oluşturur. Çünkü karıncanın içinde bol miktarda bizi rahatsız edecek folik asit bulunur. Tüm günümüzü iptal edebilir. Resmen mide sağlığımızı mahveder. Ayrıca, karınca ısırığı da, insanı oldukça rahatsız eder. Eve musallat olup, insana yaşamı zindan edebilecek pire saldırılarına vs ise hiç girmiyorum. Yani, bize karşı saldırı halinde ya da zarar niteliğinde olan, gördüğünüz gibi, açıkça canımızı yani sağlığımızı tehdit eden canlıları elbette imha edebiliriz. Çünkü, onlar da açıkça vücudumuza saldırılar düzenlemektedirler. Bunlar da bir topluluğun bize karşı savaş açması gibi rahatlıkla düşünülebilir. Lakin tutup doğada bulunan karınca yuvalarını, sırf hoşlanmıyoruz diye katletmek, bir topluluğu haksız yere öldürmektir. Evimizdeki karınca yuvasını imha etmekle, doğa içindeki bir karınca yuvasını imha etmek farklıdır. Bu eylem hem doğanın dengesini bozucu, doğada bozgun çıkartan bir eylemdir ve Rum Suresi 41.ayete göre yapılmamalıdır. Hayvanlara eziyet etmenin de, Kuran’a göre bir topluluğa eziyet etmek demek olduğunu anlayabiliriz. Üstelik hayvanlara eziyet etmek, zulümdür, insana zulmetmek yasaklanmıştır, hayvanlar da Kuran’a göre insanlar gibi topluluktur. Hayvanlara eziyet edilmesi, zaten doğaya karşı bozguncu bir davranıştır. Bozgunculukta açıkça yasaktır.
Kuran ancak, nefsi müdafaaya, savunma savaşına izin verir. Hayvanlar da birer topluluktur. Bize saldırı düzenlemeyen bir topluluğu imha edemeyiz, zarar veremeyiz, eziyet edemeyiz, dolayısıyla tecavüz de edemeyiz diye düşünüyorum. Onlar da bizler gibi bir topluluk olduğuna göre, cinsel seçimlerini onlara verilen vahye göre kendilerine has kurallara göre yapmalıdırlar. Başka bir topluluğa haksız yere müdahale edemeyiz. Kuran’a göre ancak dini adına kan dökenlere karşı, bizi yurtlarımızdan çıkarmaya çalışanlara karşı, bize savaş açan topluluklara karşı savaşabiliriz. Bu konu, başlıca apayrı bir konu olduğundan, ayrıntılarına giremiyorum. Çok şükür ki, bu konunun doğru bir şekilde anlaşılmasını sağlayan yayınlara oldukça rastlamaktayız. İnternette bulunan bilgilendirici yazılara, bu konuda doğru açıklama yapan insanlara rastlamaktayız. Bu konudaki ayetler açıktır ve her konu Kuran’a göre bütüncül incelenmelidir, yani ateistlerin yaptığı gibi ayetin içinden, müşrikleri gördüğünüz yerde öldürün, kısmını alırsak, buradan her müşriği öldürmemiz emredildiğini sanarız. Oysa ayetlerin önceki kısmı, bizlere savaş açan her müşriği öldürmemizi söyler.(Bknz: Tevbe Suresi, 1 ve 7.ayetler arası, Tevbe Suresi, 12, 13, 14.ayetler; Bakara Suresi 190, 191, 192, 193.ayetler, Mearic Suresi 42, Enam Suresi 112, Mümtehine 8.ayet, Bakara 256.ayet, Yunus Suresi 99.ayet, Hucurat Suresi 9.ayet)
Üstelik, Kuran’da hayvanlarla bir arada olmanın, onlar ile ilgilenmenin insanlara mutluluk verdiğine dair, hayatımıza neşe kattığına dair hoş bir örnekte vardır. Hayvanlara karşı sevgi duymamız, onlar ile bir arada olmaktan mutluluk duymamız da, Allah’ın bizler için yarattığı, mutluluk kaynağı olarak verdiği hoş ve helal birliktelik çeşitlerinden biridir. Helal eşimize duyduğumuz aşk, çocuklarımıza olan sevgimiz, müminlere karşı olan dostluk duyguları, bunların hepsi bizler için Allah’ın aramıza koyduğu güzel duygulara örnek verilmektedir. Bunların hepsi, Allah’ın birer nimetidir.
Bir güzellik de vardır onlarda sizin için: Sabah saldığınız sırada, akşam topladığınız sırada. (Nahl Suresi, 6)
Bu ayette görüldüğü gibi, hayvanları dışarıya beslemeye çıkarıp, sonra onları tekrar yerine götürmenin bizler için bir güzellik olduğu belirtilmiştir. Bir çiftçi ile yapılan röportajı dinlemiştim, çiftçi abimiz hayvanlarını dışarıya salıp toplarken çok mutlu olduğunu söylüyordu. Aynı şekilde, köpeğini dışarıya dolaştırmaya çıkan insanların da nasıl mutluluk duyabileceğini bu ayet ile destekleyebiliriz.
Kuran ışığında yazdığım bu yazıda, tekrar tekrar, İslam’a iftira atan insanların, evde kedi köpek beslemek haramdır vs gibi iftiralarına girmeye hiç gerek duymuyorum. Kedi/köpek olan evde namaz kılınmaz gibi iddialar tamamen asılsızdır. Bu iddialar, Peygamberin ağzından çıkmış gibi gösterilen uydurmalardır. Bu iddiaların yer aldığı hadis kaynaklarını, kitap olarak ele alıp incelediğimizde, gerçek bir delil olarak görülemeyeceğini, Allah’ın vahyi olarak kesinlik taşımadığını yüzde yüz görmek mümkündür. Çünkü bu kaynakların içinde hem birbiri ile çelişen, hem de Kuran ile çelişen sayısız iddia vardır. Üstelik, Allah, Kuran’ın yeterli olduğunu, tamamlanmış ve eksiksiz olduğunu belirtiyor. Kuran’dan başka her hangi bir kitabın, sözün(hadisin) dinen Allah hükmü kabul edilemeyeceğini de çok kere belirtiyor. “Kuran da peygamberin ağzından duyuldu, ona inanıyorsunuz, hadisleri inkar ediyorsunuz”; gibi saçma zanlar ile bize gelenler, açıkça ya Kuran’ın Allah katından olduğuna bire bir şahit olamamış, ya da olmalarına rağmen Kuran’ın eksiksiz olduğunun ve Peygamberin yalnızca Kuran’ı insanlara okuyup/tebliğ ettiğinin defalarca anlatıldığı ayetleri görmezden gelmişlerdir. Bu konu da başlı başına, apayrı anlatılması gereken bir konudur.
Sizin için hayvanlar yarattı. Sizin için onlarda ısıtıcı, koruyucu faydalar vardır. Ve onlardan yersiniz. (Nahl Suresi, 5)
Allah, Kuran’a göre sadece biz insanları değil, hayvanları da rızıklandırıyor. Yani, Allah yalnızca yarattıkları içinden biz insanları değil, hayvanları da düşünüyor, yani hayvanlara da önem arz ediyor. Bu konuda apaçık ayet var.
Ki onunla ölü bir beldeyi diriltelim ve onunla, yarattıklarımızdan bir takım hayvanları ve birçok insanları suvaralım. (Furkan Suresi, 49)
Kuran’a göre cinsel haz, başka bir canlı ile yaşanacaksa bu ancak helal olan eşimizle olabilir. Nikah gerektirir. Nikahı da, affedersiniz, ayetlere göre bir eşekle kıyamıyoruz. Şirk koşmayan bir insanla nikahlanabiliyoruz. Allah, temiz ve helal eşiniz ile birlikte olun diyor. Cinsel ilişkinin başka türlü yasak olacağını ayetlerden anlıyoruz. Sizin için (insanlar için), eşler yarattık (karşı cinsi) diyor.
Üstelik, ilk insanın, kendi nefsinden (istek bakımından birbirine denk, iyilik üzerinde olma ve kötülükten sakınma yeteneği olarak kendisine denk, takvalı olma imkanı birbirinin aynı olan) eşinin yaratıldığını (eşimizin tamamlayıcımız) olduğunu anlayabiliyoruz. Bir kadın ve bir erkek bu ayete göre de her açıdan birbirine yetebilen bir birliktelik yaşayabilir. (Nisa Suresi 1.ayete bakabilirsiniz, bahsettiğim ayet budur. Zümer Suresi 6.ayete de bakabilirsiniz.)
Bir de tabi, hayvanlarla cinsel ilişki kurulamayacağının daha net anlaşılması için, eşcinsel ilişki yaşayan Lut kavmi hakkındaki ayetlere bakmanızı isterim. Allah, bizler için eşler yarattığını söylüyor. Lut kavmi kıssasında da cinsel birliktelik için eşler yarattığını belirtiyor.
Alemlerin içinden erkeklere mi gidiyorsunuz? Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor musunuz?
(Şuara Suresi, 165 ve 166.ayetler)
Görüldüğü gibi, Allah, eşlerini bırakıp, erkeklerle cinsel ilişki yaşayan bu kavmi uyarırken; sizin için helal kıldığımız eşleri bırakıyor musunuz, diyor. Bizler için cinsel birliktelik yaşayabilelim diye, Allah eşlerimizi yaratmıştır; ayetlerde böyle bildiriliyor. Henüz, eşi olmayanların durumu da aynıdır, onlar için de gene içinden eşler edinebileceği karşı cins yaratılmıştır, onların yapması gereken, insanlar için cinsel birliktelik yaşayabileceği karşı cinse yönelmektir, tabi bu da zina gibi büyük bir günah/yasak aracılığı ile değil, temiz ve helal olan evlilik ile olabilir. Bizler için helal bir cinsel ilişki için eşlerimiz yaratılmıştır. Allah bunu açıkça belirtiyor, başka bir canlıyı değil, bu güzel nimet için eşler verilmiştir. Bekar olanlar için de, tekrar belirtelim, eşler (karşı cins) cinsel birliktelik için yaratılmıştır. Bunu yaşamaları için, nikahlanmaları gerekir. Not, evliliğin Kuran’a göre bir sürü manevi değeri var, evlilik salt cinsellik amaçlı değildir, burada bu konuya girmiyorum.

Allah, Kuran'da yedi yaşındaki çocukla cinsel ilişkiye giremezsiniz diye yazmamıştır. Lakin, cinsel ilişkinin ancak nikah yolu ile yapılabileceğini açıkça bildirmiştir. Nikahın da ancak karşı cinsle, her iki tarafında rüşdüne erdiği durumda (reşit olduğu/yetişkin/olgun sayıldığı) zamanda karşılıklı rıza alınarak yapılabileceğini belirtmiştir. Nikahlanma dışındaki cinsel ilişkiyi de zina kategorisine sokmuştur. Zinanın da çirkin ve iğrenç bir iş olduğunu belirtmiştir. Biz buradan yola çıkarak, yedi yaşındaki bir çocukla nikahlanma mümkün olmadığı için, onlarla cinsel ilişkinin yasak olduğunu anlarız. Benzer bir şekilde, bir köpekle cinsel ilişki de yasak denilmemiştir, ama köpek hayvan topluluğuna aittir ve hayvanların da ''bizim gibi birer topluluk'' olduğu belirtilmiştir. Buradan yola çıkarak, bizim gibi niteliğe sahip herhangi bir canlı ile cinsel münasebetin ancak nikah ile mümkün olduğunu anlarız, bir çocukla cinsel münasebetin yasak olduğunu nasıl nikah çerçevesine girmediğinden ötürü anlayabiliyorsak, hayvanları da benzer şekilde bu kategoriye alabiliriz.

5 yaşındaki bir çocuk bizden farklı ve benzer niteliklere sahiptir fakat bilinç düzeyi bizle bir değildir, imtihana da tabi değildir. Hayvanlarla da benzer topluluk olduğumuza dikkat çekilmekle birlikte, onlardan farklı niteliklere sahibiz. Burada elbette ileride imtihana tabi olacak bir insan yavrusuyla bir hayvanı eş kefeye koymuyorum. Lakin canlılığa sahip bir varlıkla cinsel münasebet ancak nikah yoluyla mümkün olmaktadır, nikahın geçerli olmadığı herhangi bir canlılıkla cinsel ilişki zina kategorisindedir (kendi cinsimizle ilişki gibi).
Yazıda karıncalar arasında iletişime Kuran’ın dikkat çektiğine değindim. Günümüzde, hayır onlar normal bildiğimiz karınca değildir, aslında bir insan topluluğudur diye, Kuran’ın birebir olarak karınca çevirisi olarak yazdığı kelimenin sembolik bir kelime olduğu iddia ediliyor. Kuran, semboller kitabı değildir, Kuran kendisinin defalarca kez apaçık olduğunu belirtiyor, sembolik anlatım ise kapalıdır. Kuran ise apaçıktır, yani anlatımı kapalı değildir. Eğer bir ayette karınca yazıyorsa, bu aslında başka bir şey değil, karıncadır. Yani, bir milletin isminin üzeri örtülerek, sembolik olarak bir hayvanın ismi verilemez. Bu, Kuran’ın apaçık bir kitap olması ilkesine tamamen aykırıdır.
Yazıda petrolün varlığına ithaf yaptım. Petrolün varlığı da Kuran’ın getirdiği bir delildir. Petrole Allah, Kuran’da dikkat çekmektedir. Bunun bildirilmesi büyük bir mucizedir.
Yazıda Kuran’ın tek dini kaynak olduğunu, hadislerin Peygambere atılan iftira yığını olduğunu belirttim. Bunun için de şu linkleri incelemenizi tavsiye ederim.
Adrenalin, Vikipedi’de şöyle tanımlanmış:
Okuduğunuz için teşekkürler.

Allah Var blogu ile ortak sitemizden de beni takip edebilirsiniz.

2 yorum:

  1. Gönlünüze, emeğinize sağlık. Çok güzel bir paylaşım olmuş. Allah razı olsun.
    Selam ve Dua ile,
    Fikret Arman

    YanıtlaSil