24 Ağustos 2014 Pazar

Bizden Öncekilerin Sonu


Kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görmek için yeryüzünü dolaşmıyorlar mı? Öncekiler bunlardan daha çoktu, daha güçlüydüler ve yeryüzündeki eserler bakımından daha üstündüler. Ama kazandıkları şeyler kendilerine hiçbir şey sağlamadı… (Mümin, 82) 

Bu dünyada servet peşine saltanat peşine düşenlere, sahip olduklarıyla üstünleşme çabasına girenlere, dünyalık hırslar peşinde sürüklenenlere en güzel cevapları veriyor Kuran. 

Allah ibret alalım diye eski kavimlere, onların bıraktıklarına dikkatimizi çekiyor. Bizden senelerce evvel yaşamış insanların bıraktığı eski ve çökmüş yapılar bizim için dünyada saltanat ve sefanın gelip geçici olmak üzere yaşandığının kanıtı aslında. 


Eski insanlar bir yığın devasa yapılar kurmuş. Gösterişli çeşmeler, sanat harikası heykeller, dinlenilen havuzlar, hamamlar, rengarenk bahçeler yapmışlar. Peki tüm bu saydığım yapılar şimdi ne halde? Tavanları çökmüş, her biri eskimiş, kimi insanı ürküten harabe halini almış, terk edilmiş, çeşmeler kurumuş, heykeller kırılmış, bahçelerde gösterişten eser kalmamış, çiçeklerin yerini kurumuş otlar sarmış. Onların bıraktıklarından geriye günümüze kalan tablo bu…

De ki: “Yeryüzünde dolaşın da öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bir bakın! Onların çoğu şirke sapan insanlardı.” (Rum Suresi, 42)




Tıpkı sizden öncekilere benziyorsunuz. Sizden daha güçlüydüler, sizden daha çok mal ve çocuklara sahiptiler. Kendi nasipleriyle zevk sürdüler. Siz de kendi payınıza düşenle zevk sürdünüz. Tıpkı sizden öncekilerin kendi nasipleriyle zevklendikleri gibi. Tıpkı onların dalıp gittiği gibi siz de dalıp gittiniz. İşte böylelerinin amelleri dünyada da âhirette de boşa çıkmıştır. Onlar, kaybedenlerdir. (Tevbe Suresi, 69)  

”Ne saray sahiplerine sarayları, ne de sultanlara hükümdarlık ilan ettikleri topraklar gerçekten ne fayda getirmiş” diye sorduğumuzda, yalnızca bir süreliğine sefa sürmüşler diyor insan… Üstelik onlar da yeri geldiğinde kıtlıkla, hastalıkla, kederle, güçsüzlükle sınanıyorlardı. Bir yığın insanı asan, önlerinde korkulan krallar şu an çürümüş kemiklerden ibaretler toprağın altında. Onlara zamanında uçsuz bucaksız gelen, at sürdükleri topraklarda pek çok şey değişmiş…Ordulara hükmeden imparatorlardan ses-seda yok. Bizimle onların sonu aynı: Ölüm. 

Allah bilir, belki bizden sonra gelenler de bizden kalan yıkıntılara ibret gözüyle bakar. Nice saray sahiplerine, nice sultanlara bu ihtişamlar fayda vermedi. Allah’a teslim olarak yaşayan, Allah’a hizmet eden, O’nun affını kazananlar başka… 


Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki kendilerinden öncekilerin sonları nice olmuş görsünler? Onlar, hem kuvvetçe hem de yeryüzündeki eserler bakımından bunlardan daha zorlu idiler. Ama Allah onları günahları yüzünden yakaladı. Ve Allah’a karşı bir koruyanları da olmadı. (Mümin, 21) 

Bu dünyada ister sultan, ister köle olsun kim en çok sakınansa, kim Rabb’ini en çok anansa odur üstün ve seçkin olan. Bizler de şimdiden sadece dünyasını düşünerek hayallere dalanlardansak, dünyalık köşklerin peşinden gidiyorsak; milyon dolarları olan, boş yaşayan, Allah’ı umursamayan insanlara özenenlerdensek bunların hiçbirinin gerçek bir değerinin olmadığını anlamak için ahireti beklemeyelim. Şimdiden Rabbimizin öğüdünü alalım. Süleyman Peygamberimiz gibi sahip olduğumuz mallar için Allah’a çokça şükredelim. Büyüklenmeyelim. Çokluk yarışına kapılanlardan, kibre düşenlerden, biriktirip infak etmeyenlerden olmayalım.


Bilelim ki
Bu dünyanın ne güzelleri var ki ahirette çirkinler. 
Bu dünyanın nice zenginleri de var ki ahirette fakirler. 
Ona göre gerçekten ne istediğimizi, ne için yaşadığımızı bir kere daha sorgulayalım. 

Bir süreliğine yaşanılan bu yerde; çürüyecek bedenlere güvenip kibirlenmenin, sahip olunan mallar ile üstünlük taslamanın bir mantığı yok… 

Yeryüzünde dolaşıp bir bakmıyorlar mı ki, nasıl oldu kendilerinden öncekilerin sonu? Onlar kuvvet yönünden bunlardan daha ağır ve baskındılar. Toprağı eşip deşip didik didik etmişlerdi. Ve yeryüzünü, bunların imar ettiklerinden çok daha fazla imar etmişlerdi. Ve resulleri onlara açık-seçik deliller getirmişti. O halde, Allah onlara zulmediyor değildi. Doğrusu, onlardı kendilerine zulmedip duranlar. (Rum Suresi, 9) 


Allah Var blogu ile ortak sitemizden de beni takip edebilirsiniz.

2 yorum:

  1. Maşallah, en güzel yazılarınızdan biri. Allah yolunda çokça çalışanlardan olursunuz inşallah...

    YanıtlaSil