1 Mart 2014 Cumartesi

Dünyadaki Açlığın Suçlusu Allah mı? Kötülük Problemine Cevap, Neden İyilikle veya Kötülükle İmtihan Oluyoruz?



Dünyadaki açlık sorununu kullanarak, Allah’ın kötü bir tanrı olduğunu veya Allah'ın olmadığını (haşa) iddia edenlere rastlamışsınızdır. Afrika’daki aç çocukların fotoğrafları paylaşılır, ”madem Allah’ınız bu kadar merhametli, şefkatli; hiçbir günahı olmayan şu masum çocuklara neden böyle zulmediyor?” diye sorarlar.

Aslında bu soru özetle şudur: "Tanrı varsa niye dünyada kötülük var?" Çağlar boyunca filozoflar bu soruyu sormuştur ve bazı teist(Tek Tanrıya inanan) filozoflar da karşıt cevaplar sunmuşlardır. 

Öncelikle dünyada kötülüğün olması Tanrının var veya yok olduğuna dair bir çıkarım vermez. Dünyada iyilik de vardır ve iyilik de o halde Tanrının varlığına işaret etmelidir, gibi cevaplar veren olmuştur. Dünyada kötülüğün olması ancak, Tanrı kötü biri olduğu için mi buna izin veriyor veya amaçladığı bir şey mi var (bu duruma niye izin verdiği) gibi soruları sormamıza sebep olabilir. 

İslam'a göre bu dünya bir imtihan dünyasıdır. İmtihanın anlamlı olması için de insan irade sahibi bir canlı olmalıdır. Yani kendi seçimi olmadan sırf kötülük yapmaya programlı olması veya kendi seçimi olmadan sırf iyilik yapmaya programlı olması imtihanı anlamsız ve haksız kılar. İmtihan olacaksa, insan irade sahibi olmalıdır. Tanrı tarafından eylemlerimizin programlanmasını istemiyorsak, robot olmayı istemiyorsak ve irade sahibi oluşumuz bize hoş geliyorsa, iradenin varlığını eleştirmek (imtihanı eleştirmek) haliyle dünyadaki iyiliğin ve kötülüğün olmasını eleştirmek demek olacaktır, tutarsızlıktır. Eğer insanlarda irade olacaksa, başkalarına zarar verebilen veya yarar sağlayabilen; başkalarından da zarar veya yarar görebilen bir varlık olması gerekir. İmtihan ve irade olacaksa, insanın önüne iyi ve kötü seçenekler çıkmalıdır. Allah, iyi ve kötü seçenekleri yaratır ve bunu yaparken bize hangi seçeneği seçmemiz gerektiğini de söyler. Adem ve eşi için de yememeleri gereken bir ağaç yaratmıştır ve onları ağaçtan yemeleri için kandırmamıştır yahut onlardan o ağaçtan uzak durmaları gerektiğini bildirmemezlik yapmamıştır. Bu da Yaratıcının insanları imtihan ederken onları alay unsuru yapmadığına, neyi seçmelerini gerektiğini bizzat gösteren Rehberler ileterek de merhamet gösterdiğine işaret eder. Allah, seçmemiz gereken seçenekleri zaten bildirmiş. Bundan sonra yaptığımız seçim, iradeli olarak bizi ilgilendirir (haliyle seçimi iradesiyle yapan kimse onu ilgilendirir), Tanrıyı suçlatmaz.

Not: Kur'an'da cennet kelimesi her zaman Ahiretteki cennet anlamında kullanılmaz. Bahçe, güzel yer anlamına gelir ve dünyadaki güzel köşeleri ifade etmekte de kullanılmıştır. Ahiretteki cennetin özellikleri belirtilmiştir. Adem ve eşinin kıssasında ifade edilen cennette imtihan olmaları oraya şeytanın girebilmesi durumlarından ötürü, bahsedilen cennetin dünyadaki cennet olduğunu anlıyoruz. 

Dünyadaki açlığın da sebebi, bazı insanların gıda alım gücüne sahip olmamalarıdır. Gıda üretmeyen bir doğada yaşasalardı ancak açlık sorunu diğer insanlardan ötürü olmaz, tamamen Allah öyle yarattığı için olurdu. Dünyadaki fakirliğin ve açlığın sebebi, adaletsiz gelir dağılımıdır. Tüm dünyadaki nimet kaynaklarının küçücük bir grubun elinde olmasıdır. Yani, küçük bir grup, dünyadaki nimetleri sahiplenmiş üzerine konmuştur. Hatta bunu yapmakla kalmayarak, başka başka nimetlere göz koyarak, uzak ülkelere gitmiş, oradaki toprağı yağmalamış, halkını köle etmiş veya ham maddeleri elde etmek için savaş çıkarmışlardır. 

Tüm dünyadaki gıda rezervleri tüm insanları doyurmak için günümüze kadar yeterli olmuştur. Yeryüzü geniştir. Hayvanlardan beslenmemizi sağlayacak, tarım üretimi yapmamızı sağlayacak genişlikte olmuştur. Tarih boyunca da, doğa tüm insanlara gıda sağlayabilir düzeyde olmuştur. Fakat insanların kurduğu sistemle, bir kesim bir kesimi sömürmüş, büyük bir kitle sürekli fakirleştirilip nimetlere ulaşma güçleri (alım güçleri) engellenmiştir. Bu sırada da küçük sömürücü grup zenginleştikçe zenginleşmiştir. Dünyada aç olan yerler, örneğin Afrikadaki insanlar, sizce orada gıda sağlanamaz bir coğrafya var diye mi açlar? Yoksa, yıllarca Afrika sömürüldüğü için, soğuk savaşların odağı olduğu için mi? Hadi diyelim ki, aç olma sebepleri, coğrafyaları gıda üretmediği için olsun. Allah Kuran'da yeryüzünün bizler için geniş yaratılmasına dikkat çekiyor. (Bkz: Nisa 97.ayet) O insanlar o coğrafyadan göç ederse bu sorunları çözülür. Bir insanın seyahat etme, başka yere göçme hakkı yok mu? Bunu engelleyen ne? Devletler. Diğer insanlar. Diğer insanlar bu halklara kucak açsa demek ki sorun kalmayacak. (Bahsettiğim bu durum tabi o coğrafya gıda üretemez olsaydı getirilebilecek çözümler üzerine). Peki bunu diğer insanlar yapmak ister mi? İstemez. Niye? Irkçılık var. Yabancı olanı sevmeme, toplumda istememe var. Oysa Kur'an'da ırkçılık yoktur. Zorda kalanı kabul etme vardır. Diğer insanlar niye yapmak istemez? Bu sistemde yapmak istemez. Zaten nüfusumuz çok fazla, daha fazla kişi sorun demektir der, ucuz işçi demektir ve iş imkanları zaten azken o insanların bizim çalışabileceğimiz işleri kapması demektir veya daha fazla rekabet demektir der. Bunların sebebi ne? Tabi ki gene sistemin adaletsizlik-sömürü üzerine kurulu olması, ve küçük bir kesimin gücü elinde tutmasıdır. 

Tarihte bu zamana kadar doğa, insanların kuşaktan kuşağa yaşayabilir olduğu her coğrafyada rızık vermiştir. (eğer ki Antartika'da değillerse, ki zaten Antartika'nın ortasında kalan bir birey yaşayamaz, eğer üreme varsa, insan nesli devam ediyorsa, rızıklanma da vardır) Doğaya rızık veren, rızığı yaratan elbette Allah'tır. Şimdi burada, evrenci doğacı gibi algılanmak istemem. Tarihte bundan sonra varsayalım ki o küçük grubun elinden gücü aldık ve tüm nimetlerden insanları yararlanabilir hale getirdik. Eğer bu durumda gıdalar-gıda üretimi insanlara yetmiyorsa geriye tek sorun: NÜFUSUN FAZLALIĞI olabilir. NÜFUS FAZLA OLDUĞU İÇİN GIDALAR YETMEYEBİLİR.

Peki, bu tarihe kadar, tarihin her anında, insan nüfusuna gıda yeterken, bundan sonra üredikleri için yetmemesi sorunu, insan kaynaklı olmaktan çıkar mı? Hayır, elbette çıkmaz, çünkü Allah, doğum kontrol yöntemlerinin de yaratıcısıdır. Gittikçe en etkili olan hatta yüzde yüze kadar korunurluk sağlayan (internette bu konuda araştırma yapabilir veya kadın doğum uzmanına danışabilirsiniz) doğum kontrol yöntemlerinin buluşu da meydana gelmiştir. Onların da yaratıcısı Allah'tır. Bakınız Allah gemilerin yaratıcısı olduğunu söylüyor. (Bkz: Zuhruf 12.ayet). Bunu söylüyor, çünkü gemiyi üreten insana, gemiyi üretmek için aklı veren, materyalleri veren, geminin yüzebilir olmasını sağlayan doğa kanunlarını yaratan da Allah'tır. Doğum kontrol yöntemlerini geliştiren bilim adamlarına da aklı, bu yöntemlerin gerçekleşmesini sağlayan doğa yasalarını oluşturan, materyalleri veren de Allah'tır. Öyleyse, bu tarihten sonra birkaç milyar olan insan nüfusu bizler için sorun olacaksa, Rabbimiz zaten bu sorun gıda rezervlerinin paylaşımı için sorun olabilecek nüfus sayısına gelmeden, işe yarar doğum kontrol yöntemlerini de yaratmıştır. 

Allah, insanlara sorun çözmek için akıl vermiştir. Aklını kullanırsa insan, sorunları çözer. Allah Kur'an'da hiçbir yerde "çocuk yapın/üreyin" demez. Çocuklarınızı öldürmeyin der ama...Allah çok çocuk yapın demez, çocuklarımızın salih kişiler olması için dua etmeye, onları Allah'a adamamıza yönlendirir ama...Allah, çocuk sahibi olmamak için önlem almayın da demez. Çocuklarınızı "açlık korkusu ile öldürmeyin" der. Çocuğu açlık veya fakirlik gerekçesi ile öldürmek başkadır, çocuk sahibi olmayı istememek yada az çocuk yapmak başka. Allah artık çocuk yaptı isen o çocuğu öldürme hakkı vermez bizlere, nasıl olsa rızkını ben veririm diye çocuk yapın demez, "sizi de rızıklandıran bensem, siz kendiniz bir şekilde hala yaşıyorsanız, niye bencilce onları öldürüyorsunuz" mesajı verir. 

Velhasıl, görüldüğü üzere, dünyadaki açlık, tamamen insan eli kaynaklıdır, Allah tüm insanlara yetişebilecek miktarda gıda üretebilen doğanın yaratıcısıdır. Bu zamana kadar ki tarihin her anında, dünyadaki tüm insanlara gıda rezervleri yetiyordu. 

Şuanda, yetmemesinin nedenleri:
- Bazı insanların aç gözlü olması ve küçük bir grubun gücü elinde bulundurması
- Adaletsiz gelir dağılımı
- Paylaşmama
vs. Yoksa Allah'ın ürettiği gıdalar yeterlidir. Bunların tüm insanlara ulaştırılamaması: İNSAN ELİNDEN ÖTÜRÜDÜR.
Zaten Allah da ayetlerinde bu gerçeğe dikkat çekiyor:
Allah rızıkta kiminizi kiminize üstün kılmıştır. Fazla verilenler, ellerinin altındakileri onları aktarıp eşit hale gelmiyor. Allah’ın nimetini mi inkar ediyor bunlar? (Nahl Suresi, 71.ayet)

Ne demiştik? İrade ve imtihan varsa, insanlar başkalarına yarar da sağlayabilir zarar da. 
Ne demiştik? Allah imtihan ortamının oluşumunu sağlar bunu da insana irade vererek yapar, ama imtihanın mutlu ve iyi bir şekilde sonuçlanması için insanların izlemesi gereken yolu da söyler. Nahl Suresi 71.ayette söylediği gibi. Allah, adaletsiz gelir dağılımına da, küçük bir grubun nimetlerin üstüne konup gücü elinde barındırmalarına da, paylaşmamaya da dikkat çekmiştir dikkat çekmekle kalmamış kitabının pek çok yerinde ağır bir şekilde uyarılar yapmıştır.

Allah imtihanda karşılaştığımız kötü sıkıntıları da (fakirlik/açlık gibi) niye bana veriyor, diğerine vermiyor diye soracaksak, kötü imtihanların bize denk gelmesinin de çeşitli sebepleri anlatılmıştır Kur'an'da. Yani o küçük grup şanslı, ezilen büyük grup şanssız bunun da bir hikmeti olabilir mi diye soracak olanlar için yazıyorum bunu. 

Bir kişinin kötü-sıkıntılı imtihanla karşılaşan tarafta olma sebepleri:
1. Ancak sıkıntı ile doğru yola gelebilecek bir insan olmamız (Bkz: Araf 94.ayet)
2. Bir kötülük yapmamızdan ötürü (Bkz: Şura 30.ayet)
3. Daha kötü bir şeyi engellemek için (Musa ve Bilge adamın -halk arasında Hızır ismi verilen kişinin- yolculuk kıssasında anlatılan olaylarda olduğu gibi. Örneğin bir gemi hasar görür ama bu sayede korsanların el koymasından kurtulunur)
4. Daha önemli ulvi sonuçlar için daha güzel yerlere gelmemiz için bu sıkıntılar basamak olur. Yusuf Peygamberin köle olarak satılması, kuyuya düşmesi, hapse düşmesi gibi olaylar aslında ileride Hazine bakanı olmasını sağlayan konuma ulaştırır.

Bir kişinin nimetlendirilme-zenginlik ile imtihan edilmesi ona bir lütuf olsun diye verilmez her zaman:
Şu yazıda da anlattığım gibi, sevinip şımaracaklarını bildikleri için Allah zaten kötü olduğunu ve ne olursa olsun kötülük istikametinde olduğunu bildiği kişilere verebiliyor, örneğin dünyaya cehennemliklerin geri döndürülse bile aynı kötülükleri yapacaklarını bildiriyor Enam 27, 28.ayetlerde: http://evrendepinar.blogspot.com.tr/2015/10/allah-kotu-insanlar-ve-kendisini.html

Bu imtihanları oluşturan da bizim iyilik veya kötülük potansiyellerimiz...Örneğin sadece sıkıntı ile iyiye yönelebilecek kişi oluşumuz veya zaten ne tarz imtihanla karşılaşırsa karşılaşsın kötü olacak kişileri daha da şımartmak gibi. Bu sayede içimizdeki iyilik veya kötülükle yüzleşmemiz sağlanıyor dünyada ve cennete cehenneme götüren benliğimizi anlıyoruz. Niye iyi veya kötü imtihanlarla karşılaştığımız hakkında daha ayrıntılı fikirler oluşturması için şu yazılar okunabilir: 
http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2013/03/iyiler-mutlaka-kazanr.html 

Unutulmamalı ki, Allah tüm imtihan seçeneklerinde bir insanın ne yapacağını biliyor, bir kişinin benliğinde iyilik potansiyeli mi fazla, kötülük potansiyeli mi fazla biliyor. Bir insanın ileride ne kötülükler veya iyilikler yapacağını biliyor. Kötü bir insana, gelecekte çok büyük kötülükler yapabilecek bir insana, daha yolun başındayken daha dünyadayken ceza verebiliyor. Örneğin, zenginlik içinde olmasına rağmen bir genç kızın boğazını kesip öldürebilecek bir kişiyi, Cem Garipoğlu gibi bir kişiyi, 19 yaşında sefaletle cezalandırabiliyor. Cem Garipoğlu'nun veya diğer tecavüzcülerin sapıkların tekrar dünyaya getirildiğini, aynı benliğe kalbe sahip kişiler olduğunu bilsek ve 17 yaşında dünyada pislik ve sıkıntılar içerisinde yaşadıklarını bilsek, üzülür müyüz? Hayır. Allah, bazen insanlara bu dünyada ödül veya cezalarını verebiliyor. Bunun hakkında bir örnek daha vereyim. Geçenlerde bir haber okudum, mülteci kampında gönüllü olarak çalışan bir genç kıza, mülteciler tecavüz etmiş, daha sonra da öldürmüşler. Kötü bir haldeyken, bir genç kıza tecavüz edip onu öldüren bir kişi, iyi bir insan olabilir mi? Sıkıntı yaşıyor diye, onun bu eylemi aklanabilir mi? Elbette hayır. Hepimiz sıkıntıdayız diye haşa birilerini öldürmeye zulmetmeye kalkalım o halde. İşte, bu mülteci örneğinde olduğu gibi, aslında çok pis bir iç dünyaya sahip insanlara, Allah onların her seçenekte kötü olacaklarını bildiğinden, pislik ve sıkıntılar verebiliyor. Yani, bir insanın başına neden sıkıntı verildiğinin en iyi bilgisini Rabbimiz bilir. Ardındaki gerekçeleri hemen biliyormuş gibi, bu durumu haksızlık olarak nitelemeye kalkmak, ancak zandan öteye gitmeyecektir. 

Savaştan kaçıp ülkemize sığınıp gelen insanların taciz tecavüz haberlerini alıyoruz. Bazı insanlar için sıkıntılar, kötü kişiliklerinden ötürü ceza niteliğinde olabiliyor. Sel bastığında, can kurtarma derdine düşeceklerine onun bunun malını yağmalayan insanlar da var. Bazen sıkıntılar, insanların içindeki kötülüğü açığa çıkartmak için verilebiliyor. Bazen lütuf olarak görünen imkanlar da insanların içindeki kötülüğü açığa çıkartmak için verilebiliyor. Zengin birinin oğlu, zenginlikten ötürü şımarıp, hız yarışı yapıp rahatlıkla insanları ezip öldürüp, bıçaklayıp gene zevk sefa alemlerinde aynı şeyleri yapmaya devam edebiliyor. Allah, benliğimizle yüzleşmemiz için, bizi çok iyi tanıdığından, bize uygun imtihanları karşımıza çıkartıyor. Zenginlik içinde de, kötülük içinde de akıllanmayacak insanları, Allah pislik içinde bırakabiliyor.

İnançlı ama sıkıntılı bir durumda olan kişi ile; inançsız ama refah içinde olan bir kişiyi kıyasladığımızda, inançlı kişi daha şanssız değildir. Bu iki kişinin ruhsal dünyasını ve kalp tatminini kıyasladığımızda, zor koşulda olan bir mümin, iyi haldeki bir inkarcıya göre çok daha iyi haldedir. 

Gerçek müminler kötü durumlar içinde bile Allah’a dayanıp Allah ile olacakları için, en gerçek tatmin duygusunu mutluluğu iç huzuru yaşayan kişilerdir. (Bkz Rad 28)
Zengin, lüks teknesinde ama iç sıkıntısı, tatmin olamama, içindeki rahatsızlık duygusu ile inkarcı yaşarken; bir mümin ondan kat kat aşağı imkanlar içinde Allah ile olduğundan iç huzuru olan, ümitli, gelecek için cennet gibi çok önemli bir planı hedeflemiş, dolayısıyla mutlu -sabırlı - ümitli - içi ferah kişidir. Biz niye daha iyi koşullarda yaşamak isteriz? Olumlu duyguları hissetmek için. Güven, ümit, daha az kaygının yanında tatmin, huzur, mutluluk gibi. Zenginlik olumlu duyguların hepsini sağlamaz. Bunların hepsi ancak iman ile sağlanır psikolojik anlamda. İmansız kişide her zaman anlamsızlık, boşluk, bulantı, bir şeylerde eksiklik, samimiyetsizlik olduğu gibi pek çok olumsuz duygu vardır. Bu gerçeğe Yusuf peygamberin "zindanda olmak zinadan daha sevimlidir" sözünden görüyoruz. Çünkü o zindanda da Rabbi ile olan, ve aslında, dışarıdaki pek çok insanın ümit edemediği duygulara ve iç dünyasında olumlu hislere sahipti. Mesela şuan zindanda olmayan, iyi koşullarda yaşamasına rağmen intiharı düşünen kişiler var, ama Yusuf peygamber zindanda ümitli, sabırlı, Allah'a sığınmakla tatmin yaşayan bir insan...Yani mümin görünürde kötü bir durum içinde olsa bile takvaya sarılarak pek çok insandan daha önemli ve büyük bir lütuf içindedir.

Allah her olayı da belli bir bilgiye(amaç/hedefe) yönelik yaratır. Kimine fakirliğin denk gelmesi belli bir hikmete göredir veya bizim irade sahibi oluşumuz gibi şeyler de hedefe yöneliktir (irade sahibi olmamız imtihan hedefine yönelikti). Bu kadar uzatmasaydı, cennette mutlak iyilik ve iyiler var, orası gibi olsaydı diyeceklere gelince, cennete gidenler de aslında orayı iradeleri ile seçmiş oluyorlar. Yani cennet de insanın iradesine göre kurulu. Cennete giden insanlar iyi olduklarını göstermiş, iyiden yana olduklarını, iyiyi seçtiklerini ve iyilik üzerine kurulu bir hayatta yaşamayı istediklerini söz ve fiille seçmiş oluyorlar. Allah da bu seçim karşısında, cennetlikleri tamamen temizliyor, kötülük kırıntılarından onları arındırıyor. Çünkü cennetlikler, sadece söz ile değil davranışları ve takvalarıyla da iyilik ortamı istediklerini ispatlamış kişiler.

ALLAH DOĞRU OLAN SEÇENEĞİ GÖSTERMİŞTİR

Allah insanlara geçinmeleri için ikramda bulunurken, yoksullarla da paylaşmalarını buyuruyor. Hem de bunu sadece bollukta iken değil darlıkta iken yapmaları gerektiğini söylüyor. Çünkü her fakirden daha fakiri var. "Ben anca kendimi geçindiriyorum" diyen ve üstü başı temiz güzel giyimli, pek çok insanın refah içinde yaşıyor diyebileceği insanlara o kadar çok rastladım ki. Herkes bağışta bulunsa, yoksulluk diye bir şey kalmayacak zaten. Daha da ötesi çok zenginlere, niye aşağıdakilere bu zenginliklerini dağıtmadığını soruyor, tüm insanların nimetlere ulaşımının sağlanmasına yöneltiyor. 
Onlar bollukta ve darlıkta infak ederler. (Ali İmran, 134) 

Bir tanıdığımıza para versek ve desek ki "ben şu çocuğa çok üzüldüm, okul masrafını karşılamak istiyorum, parayı ona ulaştırır mısın?" desek ve o kişi zaten bize ait olan parayı kendisininmiş gibi sahiplense ve çocuğa yardımı ulaştırmasa, kim suçlanır? Bu örneğe dışarıdan bakalım. Para ulaştırmasını söyleyen ve paranın gerçek sahibini mi suçlarız yoksa açgözlülükle o paranın üstüne konan ve yardımı ulaştırmayan kişiyi mi? Bu dünyadaki nimetlerin gerçek sahibi de Allah. Bu nimetleri insanlara veren ve o nimetlerin başkalarına ulaştırılmasını söyleyen de Allah. O halde nasıl olur da, nimetin sahibi olan ve ulaştırılmasını şiddetle buyuran varlığı suçlarız? Bu örnekteki kişinin yerine Allah yazınca, Allah suçlanıyor. Sebebi çok basit. Sıkıntı Allah'ı benimseyememe.

Dolayısıyla yeryüzünde açlıktan ölen bir çocuk varsa bunun mesulü de insandır. Sonra pişkince, bunları Allah neden doyurmuyor, diyerek aslında tamamen zalim bir anlayışla yoksullardan bahseder, daha kendi layıkıyla darda bollukta bağışta bulunması belli belirsiz olmasına rağmen Allah’a düşmanlıkla söz savaşı açmaya kalkar.

Allah, tüm insanlara irade vermiş. İyiyi izleme ve kötülüğü izleme imkanı vermiş ve bu konuda da evet açıkça serbest bırakmış. İrade vermek, kötü bir Tanrı göstergesi mi, bunu tartışmak lazım. Lakin, iyi ve kötü kavramları, insanoğlu için her zaman, Allah ile bağlantılı olarak düşünülmediği müddetçe, felsefi açıdan belirsiz kalacaktır. Yalan söylemenin bir kısmını bazısı iyi, bazısı kötü görebilir. Defalarca verdiğim bir örnek, ensesti kimi iğrenç, kimi olağan görebilir. Eğer ki tüm bu belirsiz konuları, Allah ile bağlantılı olarak düşünürsek, daha doğrusu tüm insanların görüşünden çekip alıp, Allah’ın belirlemesine bırakırsak, işte o zaman bir şeyin gerçekten iyi mi veya kötü mü olduğuna karar vermektense, mutlak geçerli ahlak anlayışını bulmuş oluruz. Kaldı ki, haşa, Allah’ın kötü bir tanrı olduğunu kabul etsek bile, bu Allah’ın varlığını yok etmez. Biz ne dersek diyelim, gene de O’nun buyrukları gerçekleşecek. İlginçtir ki, tam bu noktada açlık sorunu vs gibi büyük problemler için bazıları suçu Allah’a atarken, elinizdekileri başkaları ile paylaşın buyuran da Allah’ın kendisi. Allah haşa kötü bir İlah, ama elinizdekileri başkaları ile paylaşın, nimetlerden herkesi yararlandırın ve hatta fakirliği kaldırın diye bildiriyor! 

Durmadan Allah’a her konuda yarım bilgi ile suç atanlar, peki siz en son ne zaman bir yoksula bağışta bulundunuz? Bir yığın Allah’ı inkar eden tanıdığım oldu, ellerinde imkan vardı, hep fakirlikten bahsettiler, ama doğru düzgün bir yardımda bulunduklarını göremedim, yardım da bulunan vardır da, ben genel bir bakış açısı oluşturmak için soruyorum bunu. Bir şeyler yapabilecekken, yapmayıp bir de Allah'ı suçlayabilen insanlar var. (Bkz: Yasin 47)

Şimdi konu, Allah da bir şeyler yapabilir, konusuna gelmesin. Allah’ın koşulsuz şartsız, tek yüce otorite oluşu ile, irade veren bir İlah ile, irade alan ve sınava tabi tutulmuş bir insanı eş kefeye koyabilir miyiz? Allah mı bizi imtihan ediyor, biz mi Allah’ı imtihan ediyoruz? Allah mı bizi iyi mi kötü mü diye benliğimiz ile yüzleştirmek için var ediyor, haşa biz mi kendisini var ediyoruz? Sınavı beğenmiyorsak, sınava girmeyi istemiyorsak, buyurun işte, bizim beğenimize göre değil, kendi dilemesine göre bizi imtihana tabi tutuyor.

Bu da kendisinin gerçek bir İlah olduğunun kanıtı. Kendisinden hiç otorite, ilahlık istememek sadece bizim keyfi bir arzumuz.

Allah’ın sıfatlarından biri de Cebbar’dır, çok sevdiğim sıfatlarından biridir, manası, dilediğini zorla yaptıran demektir. Allah’ın merhamet sahibi gibi sıfatlarının yanında, üzerinde titizlikle düşünmemiz gereken böyle önemli başka sıfatları da vardır. Bunları düşünelim ki, kim İlah kim kul anlayalım. Allah’ın sorguya çekebileceğimiz okul arkadaşımız, kavga edeceğimiz iş arkadaşımız, surat yapacağımız babamız değil; itaat edip boyun eğmemiz gereken tek bir İlah olduğunu idrak edelim.

Biz benliğimizi sorguya çekmeye devam edelim en iyisi…
En son ne yaptık başkasına maddi yardım için? Yol üstünde dilenciye denk gelip vicdan yapıp bir lira mı bıraktık? Halbuki yol üstünde dilenene denk gelmekle bırakılan bir liradan değil, gönülden bağışla ömrün genelinde ihtiyaç sahiplerine ulaşmaya çalışmaktan bahsediyor ayetler.

İhtiyaç sahibi çok insan var. Hastalar, on yaşında çalışmaya itilen çocuklar, okuma imkanı elinden alınanlar, sağlık hizmetinden faydalanamayanlar, elden ayaktan düşen yaşlılar, dünyanın pis batağında kalanlar… 

Bereketli gördüğü toprakları yağmalar, koca bir nüfusu sefil bırakır, sonra ”Allah hani nerede?”diye sorar. Bazısı sefil bırakan sömürücüleri suçlu görmeyi bırakıp Allah’ı zalim görmeye başlar. Bozgunculuk çıkarmayın, diye bildiren Allah'ı bozgunların suçlusu yapar. 

Allah yolunda harcama yapmanıza engel ne var ki? Göklerin ve yerin mirası zaten Allah’ındır. (Hadid Suresi, 10.ayet)

Kullar ki, sabredenlerdir, ilahi huzurda duranlardır, nimet ve imkanlardan başkalarını yararlandıranlardır; seherlerde, bağışlanmak için yakaranlardır. (Ali İmran Suresi, 17.ayet) 

O halde, tüm bu sıkıntılar, kimin iradesinden ötürü kaynaklanıyorsa, o kişiyi suçlayalım, irade veren Allah'ı değil, iradesi ile seçimleri ve eylemleri yapan insanı suçlayalım.

Şu siteden de yazılarımı okuyabilirsiniz:
http://www.allahateslim.com/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder