21 Eylül 2016 Çarşamba

İslam'da Kadının Şahitliği ve Kadının Önemi...



İslam’da kadının şahitliğinin 1 erkeğin şahitliğine denk olmadığı iddiası bir hurafedir.
İslam’a göre sadece ve sadece borç alım-ödeme durumunda 1 erkek bulunamazsa (adil, üzerinde karar kılınan biri bulunamazsa) 2 kadının şahitliği istenir.
Bunun dışında, erkek karısının kendisini aldattığını söylüyorsa ve 4 şahit getiremezse kadının “aldatmadım” beyanı doğru kabul edilir. (Bkz: Nur Suresi 8.ayet) Bu konuda kadının beyanı, erkeğin beyanından üstün tutulmuştur.
Zina için de 4 şahit istenir ve bunların cinsiyeti Kur’an’da belirtilmemiştir. Bu yüzden 1 kadın = 1 erkektir bu konuda da. (Bkz: Nisa Suresi 15 ve 16.ayetler)
Miras konusunda da vasiyet vermede de gene 2 şahit istenir ve burada da cinsiyet şartı yoktur, 1 kadın = 1 erkektir. (Bkz: Maide Suresi 106.ayet)
Boşanma işleminin gerçekleşmesi için de 2 şahit istenir ve burada da cinsiyet şartı yoktur, 1 kadın = 1 erkektir. (Bkz: Talak Suresi 2.ayet)

Gözetimimiz altında bulunan bir yetim varsa, ona mallarını geri vereceğimiz zamanda da şahit tutmamız istenir. Burada da cinsiyet şartı yok. Şahit denir sadece, o yüzden kadın veya erkek olabilir. 1 kadın = 1 erkektir. (Bkz: Nisa Suresi 6.ayet)
Dediğim gibi, sadece borç alım-ödeme konusunda öncelikle erkek şahit istenmekte olup eğer ki erkek bulunamazsa, 2 kadının şahitliği 1 erkeğin şahitliğine denk tutulmuştur.
Ey iman sahipleri! Belirli bir süre için birbirinize borç verdiğiniz zaman onu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın. Yazıcı, Allah’ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Borç altına giren kişi de onu kayda geçirtsin ve Rabb’inden korksun da borcundan hiçbir şey eksiltmesin. Borç altına giren, aklı ermez yahut zayıf, çaresiz biri ise yahut yazdırmaya gücü yetmiyorsa(hasta), velisi adaletle yazdırsın. Erkeklerinizden iki kişiyi de tanık tutun. Eğer iki erkek yoksa rızanızla kabul edeceğiniz tanıklardan bir erkek ve iki kadın gerekir. Kadınlardan biri şaşırırsa, ötekisi ona hatırlatsın. Tanıklar çağrıldıklarında çekimser davranmasınlar. Küçük veya büyük, borcu, süresine kadar yazmaktan üşenmeyin. Böyle yapmanız Allah katında adalete daha yakın, tanıklık için daha sağlamdır. Ancak aranızda döndürüp durduğunuz tamamen peşin bir ticaret söz konusu ise onu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Karşılıklı alışveriş yaptığınızda da tanık bulundurun. Yazıcıya da tanığa da zarar verilmesin. Böyle bir şey yaparsanız, bu muhakkak günahkarlık olur. Takva sahibi olun. Allah size öğretiyor. Allah, her şeyi en iyi biçimde bilendir. 
(Bakara Suresi, 282.ayet)
Gözden kaçan bir nokta vardır, o da borçların bir yazıcı tarafından yazılması emredilmiştir ve gene yazıcı için de cinsiyet şartı verilmemiştir. Borçlu olan, borç veren taraflardan biri de gene kadın olabilir, kadın ticari işlerden dışlanmamıştır. Ayette yazıcının görevinin de çok çok önemli olduğu göze çarpıyor. Bu görev, ayette de anlatıldığı gibi, şahitlik kadar önemli ve zor bir görev. Yazıcı için de gene cinsiyet belirtilmiyor, yazıcı kadın olabiliyor. Yazıcı kelimesi katibun kelimesi ile ifade edilmiş evet bildiğimiz gibi katip (yazıcı) anlamında.
Üstelik ayetin sonuna doğru, peşin ticarette de (yani borç durumu olmadan)1 şahit bulundurulması isteniyor. Bu şahidin de cinsiyeti belirtilmiyor, kadın veya erkek olabilir.
Sadece borç alma-verme olayında erkek bulunamazsa 2 kadın şahit istenir, ayrıca öncelik görüldüğü gibi erkek şahit bulunmasıdır.
Taraflar erkek şahitliği kimin yapacağı konusunda anlaşamayabilir, güvenilir bir erkek bulunamayabilir! Misal, erkek cesaret göstermiyor, borç işine karışmak istemiyor, birine daha yakın olduğu gerekçesi ile istenmiyor olabilir. Yani sadece erkek olmak da yetmiyor. Bazı alt nedenlerden, kadın şahit aranma yoluna gidiliyor.
Neden borç konusunda böyle bir durum var, diye soranlara ayetlerde bu konuda ciddi anlamda şahitlerin psikolojik baskı yaşayabileceğinin ima edilmesine dikkat çekerim. Öyle ki, şahitlere zarar verilmemesi bile hatırlatılıyor.
Kadının yanılması kelimesi için en tedılle kelimesi kullanılmıştır ve bu doğruluktan sapma, şaşırma, yanılma gibi anlamlara gelir.
Ayette 1 kadın doğruluktan saparsa diğerinin hatırlatması (şahitlik etmesi) buyruluyor. Yani, eğer kadınlardan biri şahitlik görevini tam yapamazsa, otomatikman diğer kadının beyanı kabul ediliyor ve sonuçta 1 kadın 1 erkeğe şahitlikte denk gelmiş oluyor.
Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta ise, hatırlatan kişinin erkek şahit değil, kadın şahit olması. Ayette iki kadın unutursa onlara erkek hatırlatsın gibi erkekçi bir müdahale yok. Aklı yarım olsa, her ikisinin de unutma ihtimalinden bahsedilir yahut hatırlatıcının erkek olması istenirdi.
Sonuçta kadınlardan biri doğruluktan saparsa, beyan verecek kişi (hatırlatıcı) görevinde 1 kadın olacaktır. Buradan anlıyoruz ki, kadın şahitlik ortamına, hem bir erkek müdahalesine uğrama riski duymayarak hem de kendi hemcinsi bir destekçi ile çıkıyor.
KADIN YARIMSA NİYE DİĞER KONULARDA ERKEKLE ŞAHİTLİĞİ EŞİT?
Kadın sırf kadın olduğu için yarım akıllı, ahlaken yetersiz sırf kadın olduğu için adaletten sapacak biri olsa diğer konularda şahitliği erkeğe denk olmazdı. Yazıcı gibi önemli bir görevi kadının yapması yasak olurdu.
Miras vasiyetinde şahit olmak, doğruluk gerektirmeyen bir iş mi? Vasiyet konusunda yalan beyanlarla haksızlık yapılabilir. Boşanma konusunda şahitlik yaparken anlaşma sağlamaya etki ederken de mi doğruluğa gerek yok? Nafaka gibi konular, kadının korunması, belki bir yuvanın kurtarılması ihtimali de önemli konular.

Gözetimini yaptığımız bir yetime mallarını vermek konusunda da şahit isteniyor. Yetimlere malları geri verilirken bazı insanlar kötü niyete sapamaz mı? Bu da çok önemli bir görev değil mi? Rahatlıkla dünyevi çıkarlar uğruna insanlar hakkaniyetten ve adaletten bu konuda da sapabilir. Adil ve hakkaniyetli olması gereken şahite önemli bir görev düşüyor, bu konuda da kadın veya erkek şahitlik yapabilir.
Allah miras konularında, zina şahitliğinde, boşanma şahitliğinde; şahitlerin tehdit gibi zorlanma ihtimalini hatırlatmamış. Bu konularda da sıkıntılar çıkabilir ama şöyle bir düşünürsek alacak-verecek davası en çok kanlı kavgalara, tehditlere dönebilecek bir konu. Boşanma sürecine gözlemci olmak dinleme-ara bulucu olma ihtimalleri ortamı gereği borç şahitliğinden daha az tehdit edilme ihtimali ile dolu. Şahit sürece etkisi olabilse de çıkacak karara beyan vermez gözlemcidir. Boşanmak istemeyen ve zor kullanabilecek bir erkek, şahitten ziyade hanımını tehdit eder. Miras konusunda da ölüm gibi üzücü bir nedenden ötürü genellikle insanlar bir şey yapmak istese bile malda gözü var sözü olmasın diye yapmaya çekinir. Allah da zaten özellikle borç konusunda şahitlerin zarar görme ihtimaline dikkat çekmiş. Tüm bu deliller gösteriyor ki, bu emrin nedeni tamamen psikolojik ve fizyolojik olarak kadını koruma odaklı.
Borç şahitliği, kadın ve erkeğin ahlaki yeteneklerini karşılaştırma hakkında bir kıyas değil; borç hukukunun nasıl uygulanacağı hakkında. Bu ayette kadın ve erkek takva açısından, sosyal değer açısından karşılaştırılmıyor. 2 kadının 1 erkeğe denk olduğu anlamı da çıkmıyor, sadece borç konusunda 2 kadının şahitliğinin 1 erkeğin şahitliği yerine sayılmasının en adil denge olduğu bildiriliyor.
Kadın 2.sınıfsa niye diğer konularda şahitliği erkeğe denk? Diğer konularda denk görülmesi kadının erkekten eksik görülmediğine dair niye inkarcılar tarafından kanıt olarak alınmıyor? Bunu yapmamaları doğru adaletlilikte olmadıklarını gösterir!
Zaten üstünlüğün cinsiyette değil, takvada olduğunu Kur’an söylüyor. (Bkz: Hucurat Suresi 13.ayet) Takvanın, ahlakın, adil olmanın kadın veya erkek olmaya göre işlemediğini gene Kur’an’da günahkar kadın-erkek ve takvalı kadın-erkek örneklerinin mevcut olmasından anlıyoruz. Nuh peygamberin kendisi peygamberken, hanımı günahkar mesela. Firavun günahkarken Meryem annemiz takvalı.
Kadının doğruluktan sapması denince niye illa akla borç miktarını unutması geliyor? Allah Kur’an’da doğruluktan sapmayı (unutmayı) pek çok defa ayetlerin hükmünü yerine getirememek olarak kullanıyor. Bu ayette de borç miktarını unutması diye özellikle belirtmemiş, doğruluktan sapma (unutma) olarak belirtilme yapılmış.
Allah erkek yanılmaz-doğruluktan sapmaz mı demiş? Tam tersine şahitleri doğru iş yapmak için uyarıyor. Yani, erkeğe de yanılma payı veriyor. Pek çok ayette Allah, kadın-erkek her mümini doğruluktan sapmamak adına uyarıyor. Eğer erkek, erkek olduğu için otomatikman her konuda doğruluk üzerine olsaydı, bütün erkekler cennete giderdi. Yalan konuşan, doğruyu saptıran, haksız hüküm veren pek çok erkek Kur’an’da uyarılıyor. Bunlar da gösteriyor ki Kur’an’ın bakış açısı kadının da erkeğin de doğruluktan sapabileceği yönünde.
Kadın; psikolojik baskıdan, tehditten, çekinceden ötürü ayetlerin hükmünü yerine getirmekte zorlanabilir. Erkek de aynı şekilde. Erkek de aynı kadın şahidin yaşadığı gibi ayetlerin hükmüne uymakta zorlanabilir, doğruluktan sapabilir. Ama kadın zorda kalırsa daha rahattır, çünkü yanında ona destekçi olan gözetici olan, doğruya yönelten dolayısıyla onu motive eden birisi vardır. Erkek ise, korku-sıkıntı duysa bile tek başına cesur olmak, tek başına beyan vermek bunun stresini tek üstlenmek zorundadır.
Birileri şahit olmak zorunda, ama doğru ama yanlış. Yoksa kadınlar iki kişi olmalarına rağmen de yanılabilir, tüm şahitler doğruluktan sapabilir.
Mümin, borçlu zorluk içindeyse eli genişleyinceye kadar bekler; hatta sadaka olarak bağışlanmasının daha hayırlı olduğu öğüdünü hatırlar. (Bkz: Bakara Suresi, 280.ayet) Amma velakin bizim borç alma-verme durumu yaşayan taraflar illa mümin olacak diye bir şart yok. Taraflar, şahitlere tehdit-zorlama gibi yöntemlere başvurabilecek insanlar olabilir. İşi tefecilik boyutuna çekmeye çalışan taraf olabilir. İşte tüm bu psikolojik-fizyolojik etmenlere karşı, kadın cinsi korunmuş ve görev ilk olarak erkeklere devredilmiştir.
NEDEN İLK BAŞTA ALLAH SADECE ERKEK ŞAHİTLER İSTİYOR OLABİLİR?
Bazı kötü niyetli insanlar kadınlara karşı daha kolay tehditkar davranıyor. Hatta bazıları erkeklerden çekinebiliyor.
Bu konuda size önceden yaşadığım bir olayı anlatmak isterim.
Kargo sipariş ettiğimde başıma gelmişti bu olay. Evde bekliyorum. Kargo şirketinden arayıp, teslimin ne zaman yapılacağını haber verdiler. Bekliyorum, kargo gelmiyor. Ben de bir şekilde kargoyu ulaştıracak elemanların numarasını aldım. Elemanı aradım ve bana şöyle bir cevap verdi: “Biz şuan arabayı bilmem ne yere çektik yaaa, yemek filan yiyelim dedik, oraya gelemeyiz ya artık, siz buraya gelin alın bizden, bilmem ne Kafede bekliyoruz” Ne bu rahatlık ya? Afallamış olacağım ki ne diyeceğimi bilemedim, öyle kalakaldım, kapattım. 2 dk sonra beynim yerine geldi, sinirden gülerek kargo şirketini geri aradım. Konuştuğum şirket çalışanı da şaşırdı, “nasıl yani gerçekten sizi oturdukları kafeye, ayaklarına mı çağırdılar?” Kafenin ismini bile verdiler, dedim. Oturdukları Kafe de benim evime 10 dk yürüme mesafesinde. 10 dk sonra kalkıyoruz hanımefendi kusura bakmayın deyip hemen gelebilirler. Onları şikayet ettim elbette, hem bu laubali tavırlarından hem de utanmazlıklarından ötürü. Çalışanları azarlamışlar. 2 dk sonra, beni kafeye çağıran erkek çalışandan arama geldi bu sefer düzgünce “2 dk sonra geliyoruz, bekleyin” deyip kapattı. Kapıyı bir açtım izbandut gibi bir adam. Belli ki sinirlenmiş, saygısızlığından değil de benim yüzümden azar yedi ya kendince… Kapıyı açar açmaz bana sinirli tavırlar ile konuşmaya başladı, sonra da sertçe “koliyi de şuraya bırakayım” deyip eve adım attı. Evin içine doğru baktı. Benim yerimde kim olsa, evde tek miyim diye kontrol etmek için baktığını düşünür. Sonra baktı ki tek değilim, evde bir erkek var, öyle olunca kendisini toparladı, o aşırı sinirli tavrı bir anda değişti, özür dileriz hanımefendiye döndü. Şimdi ne düşündünüz bu örnekten?
Bunu tamamen şahitlik olayında yaşanabilecek durumlara karşı empati yapmanız adına anlattım. Etraf ruh hastası insanla dolu. Konu kadın olunca, ruh hastaları daha da cesur oluyor. Evet, erkekleri de tehdit edebilirler ama kadınları korkutmak daha kolaydır. Benim gücüm ne ki, eğer ben evde tek olsam ve bana zarar vermek istese? Ama yanımda erkek olunca mücadele edilmesi gereken ve hatta bana zarar vermeyi engelleyebilecek birisi var demek oluyor, bu ruh hastaları için. Günümüzde bile, erkekleri tehdit ederken, gücünün kolaylıkla yetebileceği kişiler olarak “kızını kaçırırım, karını bulurum” tarzı tehditlere başvuruyorlar. Biliyorlar ki, bir erkek kadın gibi değildir, onun da kendince o tehditlerle mücadele edebileceği çevresi olabilir. Erkeği tehdit ettin mi o da sana kafa tutmaya başlar, kavga çıkar. Ama kadın tehdit edilince hayatı her gün paranoya çilesine döner, tehdit ettiği bir anda karşısına çıksa kendisini koruyamaz, korkuya kapılır. Erkeğin karşısına çıksan, erkek de senin üzerine yürür. Şimdi bu benim anlattığım örnekle tekrar tekrar düşünün. NEDEN SİZCE ALLAH EN BAŞTA ÖNCELİKLE 2 ERKEK İSTİYOR, 1 ERKEK BULUNMAZSA ANCAK KADINLARIN ŞAHİTLİĞİNİ İSTİYOR? Bu örneği anlattım ki, durumun ciddiyeti biraz daha gözde canlansın.
Eminim ki benim bu yaşadığıma benzer şeyler yaşayan pek çok kadın var. Ama yanımızda erkek görünce, ruh hastalığı yapmaya yeltenemiyorlar. Kadın tek olunca daha kolay zarar verilmeye açıktır bu bir gerçek. O yüzden, bu tarz şahitlere zarar verilebileceğinin hatırlatıldığı bir konuda, önce erkek şahit isteniyor ya da kadın tek başına istenmiyor diye “ama kadın hakları” naralarını kabul etmiyorum. Çünkü bu konu kadının 1.sınıf vatandaş hakkına sahip olması ile alakalı değil, korunması ile alakalı. Diğer konularda özellikle ilk başta erkek şahitler istenmezken, sırf borç konusunda önce erkeklerin şahit olarak istenmesinin –diğer konularda şahitliği kadına eşit olduğundan- ancak bahsettiğimiz durumlarla alakası olabilir. Nitekim iki kadın istenmesinin daha adaletli-sağlam bir yol olduğunu da ayetin devamında anlıyoruz. Çünkü kadın, erkeğe göre tek başına daha korunmasızdır, ama iki kadın olması gücünü arttırır.
Peşin ticarette de mesela tanık isteniyor. Neden, önce erkek tanık tutmaya çalışın, erkek yoksa kadın tanık bulun denmiyor? Peşin ticarette parayı ödersin, ticaret olur, olay biter. Genellikle sorun çıkmaz.
Allah, kadını koruyor ama kulaktan dolma bilgilerle dine eleştiri yapanlar ne kadar yüzeysel olduklarını göremiyorlar. Bu ön yargılarla görmeleri de biraz zor. Kur’an’ın genelini incelemeyip 1 ayet üzerinden gitmekle mesele anlaşılmış olmuyor. Allah defalarca yerde Kur’an’a bütüncül bakmamız için bizi eğitiyor.
İnkarcı erkekler bile, böyle alacak-verecek davalarında ailelerinden olan kadınları o ortamdan korumak adına, kendileri şahitlik yapmak isteyebilirler halbuki.
Hatta bu borç konusunda 2 erkek bulunamazsa sadece kadınlardan oluşan bir şahit grubunun (misal sadece 3 kadın) istenmemesinde de hikmet olduğunu düşünüyorum. Borç alan-veren taraflardan biri, kadın grubunu sırf kadınlardan oluşuyor diye sindirilebilir görebilir, ama içlerinde hala daha 1 erkeğin olması onları daha fazla çekinceye düşürebilir. Kötücül planlarını uygulamakta zorlanabilirler.
Her konuda şahitliği erkeğe denk iken, bu konuya has ilk başta erkek şahit istenmesi; bunun kadının 1.sınıf vatandaş olmaması ile alakalı olduğunu mu düşündürtür, yoksa çok istisnai bir konuda böyle bir farklılık olması başka alt nedenleri olduğunu mu gösterir? Elbette bu durumda istisna duruma ait nedenler düşünülür. Kendim şahit oldum, 1 telefon parası için bile 40 yıllık arkadaşlığını bitirenler var. Çoğu kişi ”parası var da bilerek vermiyor” diye zanda bulunabiliyor. Oysa, Kuran, borçluyu sıkıştırmamayı emrediyor. Bu zanlar yüzünden pek çok kişi, borçlu şahsın mallarını yağmalamak istiyor. Hatta işi daha da ileri götürüp, ahlaksızlık yapıp, borçlunun yakınlarına sarkıntılık etmeye çalışanlar bile oluyor. Borç konusunu, faiz yasak olmasına rağmen faize çevirmek isteyen yani tefeciliğe döndürmek isteyen de çok oluyor. Daha fazlası ile geri ödemesi gerektiğini öne sürüyor. Bu yüzden de şahitleri sıkıştırarak, istediği miktarda ödetmek için insanları sindirmeye çalışan kötü niyetli insanlar çokça mevcut. Verdiği borcu daha fazla söyleyerek, şahitleri yalancılıkla suçlayabilir. Geç ödendiği için bile, daha fazla para almak hakkı olduğunu düşünenler var. Tüm bu nedenlerden, istediği olsun diye şahitlere baskı yapabilirler.
KADINLARA NEDEN FARKLI UYGULAMALAR VAR?
Kadına sırf kadın olduğu için, Kur’an otomatikman iyi insan olarak bakmıyor. Kadın diye, erkekten daha akıllı/şefkatli/duyarlı/hakkaniyetli/adil gözü ile bakmıyor. Bir sürü bu özellikleri bünyesinde taşıyan erkek ve taşımaktan aciz olan kadınlar olduğunu örnekleri ile gözümüze sokuyor.
Erkekçi zihniyetle mücadele etmek bazen çok çok zordur. Allah, kadının, erkekçi zihniyet altında haklarını en üst seviyede koruma altına alınması yönünde emirler indirmiş. Kadını maddi-manevi koruma altına almak yönünde emirler var, dileyen Kur’an’ı inceleyebilir.
Kadın, kimlik olarak; erkekçi toplum içinde zayıf kalabiliyor… Gözetim altına alınması erkekçi zihniyet altında gereklilik aslında… Bu yüzden pozitif ayrıma ihtiyaç duyuyoruz. Kur’an kadına aynı yetimleri koruduğu gibi artı bir koruma zinciri ve farklı uygulamalar getiriyor. Bunların da kaynağı erkekçi toplumda rahatını sağlama odaklı.

Kadınların, erkeklerle eşit uygulamaya tabi tutulması onları erkekçi zihniyetle daha da zorlu yarışa sürüklemek demek. Aslında insanların hepsi mümin olsa, ortada ne borç almak zorunda kalan çaresizler olacak ne de borcunu geri öde diye insanların boğazını sıkan tipler… Mesela boşanan kadınların maddi olarak gözetilmesi tüm müminlere farz (Bkz: Bakara Suresi 241.ayet)… Boşanmış erkekleri gözetmek diye özellikle belirtilen bir uyarı yok, neden? Çünkü erkek egemen-doğruluktan sapan toplumda kadınlar daha çok mağduriyet yaşayabiliyor. Herkes hakkaniyetli doğsa ve hep öyle davransa bize böyle uyarıcı emirler gelir mi zaten? Allah, bize irade vermiş ve bizlerin eğitilmesi gerekli varlıklar olduğunu biliyor.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder