21 Eylül 2015 Pazartesi

Rabbim Beni Geri Gönder, Dersek?


Geçenlerde bir uçak seyahati esnasında cam kenarında oturup aşağıyı izlerken düşüncelere daldım. İnsan bazen gün içerisinde bazı şeyleri anlayamıyor. Camdan baktığımda insanlar gözükmüyordu bile ama yerleşim yerleri belliydi. Evler, arabalar, oyuncak maket gibiydiler. Sonra uçak yükseldikçe daha da küçüldüler, küçük karıncalar gibi kaldılar. Koca koca şehirler küçücük bir alanda toplanmışlardı. Dağlar, insanların yerleşmediği yerlerse çok büyük alanlar olarak gözüme çarptı. Bizim kocaman dediğimiz şehirler, dünya üzerinde karınca yuvaları gibiydi. Bu yolculuk bana çok şey hissettirdi. Bu yüzden yazmak istedim.

Yeryüzünde kasılıp kabararak yürüme! Çünkü sen, ne yeri yarabilir, ne de dağlarla boy ölçüşebilirsin! (İsra Suresi- 37) 

Yeryüzüne baktığımda bu ayet kendini bana daha da iyi anlattı. Yukarıdan bakıldığında o kadar küçük ve önemsizdik ki. Nasıl ki bir karıncaya yukarıdan bakar, ölse yaşasa umrumuzda olmaz, hiçbir önem vermeyiz ya, biz de aynı öyleydik. Allah bu kadar yüce iken bizden, bize değer biçiyor. Her birimizi kale alıyor, bize kılavuz olsun diye bilgelik dolu ayetler indiriyor. Tüm bu yıllar içinde süregelmiş binlerce insan içinde, şuan yaşayan binlerce insan içinde özel olduğumuzu düşünebiliriz. Aslında, Allah bize cennet ve rızasını kazanma imkanı verdiği için bir yandan özeliz de, ama eğer gerçekten bunları kazanırsak gerçekten seçkin bir kişi olabileceğiz.


Allah’ı tanımak için çaba sarf etmemekten olsa gerek, bazı şeylere gözümüzü açamıyoruz. Yukarıdan bunca önemsiz gözüken insanın umursamazlığı, kendine verilen değeri yeterince idrak edememekten olsa gerek! Oysa biz, koca kainatın içinde karınca kadar evlerimizde, secdeye gidip dua ederken, günah işlerken, iyi şeyler yapıyorken, kale ve kayda alınıyoruz.

Örneğin, fecr vakti Allah’ı anmak için namaza kalkan insan, herkes uyurken, tüm bu koca kainatta gerçekten değerli ve seçkin bir insan olmak için adım atmış oluyor. Herkes gaflet uykusunda uyurken, bu dünyanın imtihan için kurulduğunun farkında olanlara ne mutlu! 

Tüm bu koca kainat, koca gökyüzü, bu derin uzay tam da, Allah bize değer vermese önemsiz birer hiç olduğumuzu anlatmaya çalışıyor; bir de Allah’ın yüce kudretini…

Tüm bunları düşünürken utanmaya başladım. Gereksiz yere uğraştığım boş işlerden, yaptığım yanlışlardan, Allah için çok az şey yaptığım için, daha fazla Allah için bir şeyler yapmadığım için o kadar çok üzüldüm ve utandım ki. Kendimi o kadar eksik gördüm. Allah’ı daha çok anabilir, daha çok şükredebilir, Allah’a ve dinine daha fazla zaman ayırabilirdim, daha takvalı olabilirdim. O an tüm bu düşüncelerle, suçluluk duygusu ile ahirete gittiğimi hayal ettim. Hani inkarcılar tüm gerçeği gördükten sonra Rabbim beni geri gönder diyorlar ya, ya biz de daha çok şey yapmadığımız için, düştüğümüz yanlışlar için ”Ah geri gidebilsem de tüm bunları düzeltebilsem, daha takvalı olabilsem, Rabbim sana inanıyordum, affet, beni geri gönder” dersek? Kuran’da inkarcıların bu tarz sözlerini okuduğumda belki de daha önce bu kadar etkilenmemiştim! Belki de yeterince o duyguyu düşünüp, kendimi o duyguda hissedememiştim. Hep, inkarcıların ahirette yaptıkları kabul edilmeyecek boş bir yakarış der geçerdim belki de, böylesine idrak edememiştim.

Onlardan birine ölüm geldiğinde şöyle der: ” Rabbim, beni geri gönder. Döndür ki, o arkada bıraktığım yerde iyi bir iş yapayım.” (Müminun Suresi- 99,100)


Kuran’da bir zorluk ya da korkuyla karşılaşınca Allah’a sığınıp, işler olağan haline geldiğinde Allah’ı umursamayan, ortak koşan insanların halini anlatmak için seyahat eden bazı insanların hali örnek verilir. Biz inşallah onlardan olmayız, tüm bir ömrümüzde Allah için sakınmayı, bir kötülük yapmaktan çekinmeyi, Allah’ı düşünüp her durumda sığınmayı düstur ediniriz.

Gemiye bindiklerinde dini yalnız Allah’a özgüleyerek yalvarıp yakarırlar. Fakat Allah, onları kurtarıp karaya çıkardığında bir bakmışsın ortak koşuyorlar. (Ankebut Suresi- 65)


İçimi bir korku kapladı. Ya bir şey olursa, kaza olursa, düşersek, ölürsem vs diye. Kuran’da emredildiği gibi binek duamı yapmış,güneş batmadan önce Allah’ı tesbih et (Bkz: Kaf, 39) diye emredildiğinden Allah’ın sıfatlarını anmaya başlamıştım. Önceki gün sıcacık evimde daha az huşuyla yaptığım bu ibadet, şimdi bu uçakta korkarken çok daha fazla huşuyla yapılmaya başlanmıştı! Allah’a tüm bunları bana gösterdiği için şükrettim, utandım da böyle düşününce, kendime kızdım. Sanki ölüm aşağıda yeryüzünde yok muydu! Her gün yeni bir güne uyanmamız, her gün yeniden ölümle burun buruna olduğumuz anlamına gelmiyor muydu! Sanki, sıcacık evimde, burada güvendeyim diye hissettiğim evimde ölüm yok muydu! Evimde de ölüm beni istediği her an bulamaz mıydı! İlla bir aracın içine girdiğimde mi ölümle burun buruna geldiğimi sanmam gerekirdi yani!


Elbette, evimizde bizi daha çok güvende hissettiren de Allah çok şükür, ama ölümün bizi her an her yerde yakalayabileceğini unutmakta bize yakışmaz. Sadece korku durumunda ölümle burun buruna olduğumuzu sanmamız da gerekmez. Allah’ı daha çok anmamız, daha iyi anmamız, O’na daha iyi kulluk etmemiz ve O’na daha çok sığınmamız için de başımıza kötü bir durum gelmesine, ya da kötü bir durum gelecek korkusuna kapılmamıza da gerek yok!

Artık onların söylediklerine sabret ve Güneş’in doğuşundan önce de batışından önce de Rabbini hamdiyle tespih et!

(Kaf Suresi, 39)




Okuyucuya Not, Kuran'da bazı yerlerde (namaz haricinde) Allah'ı anmamız gereken durum ve zamanlardan bahsedilir. Binek duasından, güneş batmadan önce Allah'ı anmaktan bahsettim. Şu yazıda Namaz harici Allah'ı anma vakitleri verilmiş: 








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder