9 Mart 2014 Pazar

Her Şeyin Üzerinde Egemen Olan Allah'tır

Yeryüzünde görürüz kasılıp gerilerek yürüyenleri. Kasılıp, üstünleşmek için türlü sebepler edinmiştir bu şahıslar. Sanki yüzlerinin güzelliklerini kendileri yaratmışlar, güzellikleri üzerinde hakimlik kurmuşlar gibi, kendilerini Allah’a adamadan, bunların sahibinin O olduğunu dile getirmeden, ellerindekileri ile boş bir güven duyarlar. Sanki hiç yüzleri bozulmayacak, vücutları hiç çökmeyecek gibi büyüklenerek yaşarlar. Elleri, kolları, ayakları sanki hep yerinde olmayı kesin olarak söz vermiş gibi uzuvlarını kaybedebileceklerini hiç hesaba katmazlar. Güzel vücutlarını seyre dalıp, kibirle başkalarına sergilemeye çalışırlar. Böyle kişiler, bedenlerinin asli sahibi gibi davranırlar. Oysa en ufak bir hastalıkla Allah tarafından acizliğin büyük esiri edilebilir ve vücutlarının hiçte asli sahipleri olmadıkları da diğer insanlar tarafından rahatlıkla gözlemlenebilir. 
Allah, dilediği her şeyi güzelleştirip yıkmasını bilir. Her şeyin üzerinde mutlak hakim O’dur. İnsan ise bir şeyler üzerinde hakimiyet sahibiymiş gibi davranır. Zenginliğini kendine biçer. Zenginliğini, rahat yaşamını, kendisinin kendisine sunduğunu sanar. Kendisi çalışıp edinmiştir, yahut babası onun yerine çalışıp kurmuştur. Kurduğu işin üzerinde kendini mutlak otorite sanar, önünde hiçbir gücün duramayacağı hissine kapılır. Kendince sebebi, ceplerinin dolu olmasıdır. Oysa insanı rızıklandıran Allah’dır. Rahat geçim sağlaması için koşulları iyileştiren, engelleri kaldıran, kişiyi diğerlerinden maddi olarak daha iyi bir konuma getiren, edindiği işin sağlam ve kaliteli yürümesini nasip eden de Allah’dır. Eğer bugün yeryüzünde iyi işleyen bir fabrika, çok yüksek kazançlar elde eden bir şirket, yüksek verim sağlayan bir tarladan bahsedecek olursak tüm bunlar Allah’ın kulu için uygun görmesidir. İnsan ise nihayetinde et, yağ, kan, kemikten oluştuğunu unutur, demirden bir bedene sahipmiş gibi hayatı boyunca Allah’a neredeyse hiç denecek kadar sığınarak yaşar. Hoş, demiri de indiren Allah’dır ya, demirden olsak da fark etmez, gene Allah’ın elinde olacaktık…


Allah’ı umursamayan insan, sanki işlerinin hiç bozulma riski yokmuş gibi, serveti hiç çöküşe uğramayabilir gibi eliyle kazandıklarına Allah’dan çok güvenir. Edindiği kazançlarla yani parasıyla gerinir. Servetine kuvvetle güvenir. Hayatı üzerinde mutlak egemenmiş gibi Allah’ı hiç aklına getirmeyerek, şükretmeyerek, Allah’ın insan için çizdiği sınırları gözetmeyerek yaşar. Oysa yüceler yücesi Allah’dır ve her şey Allah’a bağlıdır.
İnsanı hiç ummadığı yönden rızıklandırabildiği gibi hiç ummadığı yönden de insanı sefilleştirebilir. Müminler ise yalnız Allah’a dayanıp güvenirler ve Allah’ın her koşulda kendilerini sınadığını bilirler. Sahip olduklarına, güzelliklerine, kurdukları işlere değil önce Allah’a güvenirler ve bunlar üzerinde gerçek bir hakimiyetleri olmadıklarını bilirler. İnsan kendisine iyi bakabilir yahut daha iyi kazanmak için daha çok çalışabilir. Lakin, edindikleri üzerinde egemen olan Allah’dır. Allah dilerse her şeyi tepetaklak edebilir.


Buraya kadar anlattığım her şeyi, Kuran’ın pek çok ayetinden, anlattığı gerçek örneklerden çıkarmak mümkün.


Tüm bu ve bunun gibi durumları Allah üzerinde düşünelim, ders alalım diye şu çok güzel ayetle bizlere bildiriyor : 
Şu iğreti hayatın durumu gökten indirdiğimiz bir suya benzer: İnsanların ve davarların yedikleri yeryüzü bitkisi onunla karışmıştır. Nihayet toprak, takılarını kuşanmış, süslenmiştir. Toprağın sahipleri onun üzerinde egemen olduklarını sanmaktadırlar. Tam bu sırada emrimiz ona gece veya gündüz ulaşmıştır. Ve onu, sanki dün yerinde yokmuş gibi biçip atmışızdır. Derin derin düşünen bir topluluk için ayetleri böyle ayrıntılı olarak veriyoruz. (Yunus Suresi-24) 
Allah, inananlara karşı merhametli olduğunu, şükredenlerin ve nankörlük etmeyenlerin ödüllerini mutlaka vereceğini, doğruluk üzerine yaşayanlara azap etmeyeceğini bildiriyor. Allah’ın vaadi haktır, O vaadinden dönmez. 


İnsan tüm büyüklenmelerine karşılık küçük bir varlıktır. Gerek tüm kainatı göz önüne alıp fiziki boyutlarına baktığımızda, gerekse gücü ve kudretine baktığımızda kendi üzerinde bile yeterli ve tam denebilecek bir hakimiyeti yoktur. Vücudunda her hangi bir aksama meydana geldiğinde eğer Allah hastalanmasını uygun görmüşse hiçbir hakimiyeti olmadığına kendi de şahit olur. Akıl sahibi bir insan için bu gerçek, aşikar bir şekilde ortadadır.


İnsan Rabb’inin karşısında küçüktür. Acizdir. Ne vücudunun sağlamlığı, ne güzelliği, ne de büyük kazançlar elde ettiği işi onu kurtaramaz. Büyüklenmesi de, Allah’ın verdiği geçici şeylere olan güveni de yersizdir. Her birinin yıkımı ufak bir aksamaya bakar. 
Yeryüzünde kasılıp kabararak yürüme! Çünkü sen, yeri asla yırtamazsın, uzunlukça da dağlara ulaşamazsın. (İsra Suresi-37) 
Güvenilmesi gereken tek şey Allah’dır. Kibrin bir kenara bırakılması için en büyük sebep O’dur. O’nun varlığı ve her şeyin sahibi olması, tüm kibrimizi terk etmemiz için yeterli ve geçerli tek sebeptir. Her şeyin üzerinde egemen olan Allah’dır. İşimizin, sağlımızın, ülkemizin, dünyamızın, içinde yaşadığımız tüm kainatın, kainatın içindeki tüm zerrelerin üzerinde egemen O’dur.


Allah Var blogu ile ortak sitemizi de inceleyebilirsiniz.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder